web kalem - http://www.kalem.biz
  ANA SAYFA   İLETİŞİM   AKADEMİ KALEM   Français   Sık kullanılanlara ekle   Ana sayfa yap   Arkadaşına öner
  Kullanıcı Adı:  
  Şifre:  
 
Google
 
   
 
 
Web Kalem - Edebiyat Okulu
  DUYURULAR
    Teknik Destek İçin İletişim
Değerli Kalem Sakinleri;
Her türlü teknik s ...
 
  . b i z d e n  
 

Sadık Arslan tarafından USTA KALEMLER - bölümüne ANLARSIN başlıklı kayıt eklendi. [19.03.2017 12:37:40]

Abdullah Balkaş tarafından AMATÖR KALEMLER - bölümüne Bir Güneş Batıyor Ömrümden başlıklı kayıt eklendi. [05.03.2017 22:46:28]

fatma coşkun tarafından AMATÖR KALEMLER - bölümüne Fatma Söyler başlıklı kayıt eklendi. [01.03.2017 20:00:55]

Oya Oral tarafından AMATÖR KALEMLER - bölümüne Gri Sabahım başlıklı kayıt eklendi. [09.02.2017 21:02:28]

Bilgehan BAYRAK tarafından AMATÖR KALEMLER - bölümüne “BU CÜMLE BEŞ KELİMEDEN OLUŞUYOR” başlıklı kayıt eklendi. [05.02.2017 14:19:33]

Serdar Yıldırım tarafından USTA KALEMLER - bölümüne Karagöz İle Hacivat: Miras başlıklı kayıt eklendi. [22.01.2017 16:30:54]

Senay BAYGIN tarafından AMATÖR KALEMLER - bölümüne Ağaç başlıklı kayıt eklendi. [14.01.2017 13:21:19]

ORHAN AFACAN tarafından AMATÖR KALEMLER - bölümüne En Acılı Gün Fırat Kalkanında başlıklı kayıt eklendi. [14.01.2017 13:19:08]

Emre Apaydın tarafından AMATÖR KALEMLER - bölümüne Ölüm Ötüşü başlıklı kayıt eklendi. [04.01.2017 23:08:07]

İSMAİL GÜN tarafından USTA KALEMLER - bölümüne GÜNEŞLİ GÜNLER yahut ÇOCUKLUĞUM başlıklı kayıt eklendi. [01.01.2017 20:16:35]

Serdar Yıldırım tarafından USTA KALEMLER - bölümüne Karagöz İle Hacivat: Matiz başlıklı kayıt eklendi. [30.12.2016 00:19:09]

Serdar Yıldırım tarafından USTA KALEMLER - bölümüne Bıktım Artık Yalnızlıktan başlıklı kayıt eklendi. [26.12.2016 23:14:53]

Nur Ersen tarafından USTA KALEMLER - bölümüne GEÇ KALACAĞIZ başlıklı kayıt eklendi. [20.12.2016 22:45:38]

pınar güden tarafından AMATÖR KALEMLER - bölümüne yüksekova başlıklı kayıt eklendi. [18.12.2016 14:16:49]

ahmet cemil tarafından USTA KALEMLER - bölümüne BİR KÖRPE CENAZE başlıklı kayıt eklendi. [18.12.2016 14:09:54]

Senay BAYGIN tarafından AMATÖR KALEMLER - bölümüne Geçmiş Zaman başlıklı kayıt eklendi. [07.12.2016 09:11:47]

Emre Apaydın tarafından AMATÖR KALEMLER - bölümüne İşsiz Tuşlar başlıklı kayıt eklendi. [04.12.2016 22:43:24]

imdat ÇELİK tarafından USTA KALEMLER - bölümüne Sustukça Susanlar başlıklı kayıt eklendi. [04.12.2016 22:38:49]

La Edri tarafından USTA KALEMLER - bölümüne Yanıldık Bayım, Yanıldık Hanımefendi; Burası Orası Değil! başlıklı kayıt eklendi. [18.11.2016 10:50:02]

La Edri tarafından USTA KALEMLER - bölümüne Hesablanmamış Rızkı İnsanlığımızın başlıklı kayıt eklendi. [18.11.2016 10:47:50]

La Edri tarafından AMATÖR KALEMLER - Kompozisyonlar bölümüne ÖZ RİTİM başlıklı kayıt eklendi. [18.11.2016 07:50:05]

La Edri tarafından AMATÖR KALEMLER - Diğer bölümüne KARINCA başlıklı kayıt eklendi. [18.11.2016 07:46:14]

Berrak Fidan Gökdaş tarafından MİNİK KALEMLER - bölümüne HAYAT DEĞİŞTİREN ÇİÇEK başlıklı kayıt eklendi. [09.11.2016 11:03:22]

cemil meriç taşgıran tarafından AMATÖR KALEMLER - bölümüne Bıraktıklarım başlıklı kayıt eklendi. [01.11.2016 23:24:09]

cemil meriç taşgıran tarafından AMATÖR KALEMLER - bölümüne bulanık başlıklı kayıt eklendi. [31.10.2016 23:51:26]

cemil meriç taşgıran tarafından AMATÖR KALEMLER - bölümüne KIYAMETLER başlıklı kayıt eklendi. [31.10.2016 23:50:23]

cemil meriç taşgıran tarafından AMATÖR KALEMLER - bölümüne degerliydi gözyaşlarım başlıklı kayıt eklendi. [28.10.2016 14:37:22]

Serdar Yıldırım tarafından USTA KALEMLER - bölümüne Keloğlan Zenginler Ülkesinde başlıklı kayıt eklendi. [28.10.2016 14:36:08]

cemil meriç taşgıran tarafından AMATÖR KALEMLER - bölümüne aslı siyah mavi gök başlıklı kayıt eklendi. [22.10.2016 12:42:34]

Serdar Yıldırım tarafından USTA KALEMLER - bölümüne Simitçi Çocuk başlıklı kayıt eklendi. [18.10.2016 04:09:19]

yusuf Dikeç tarafından USTA KALEMLER - bölümüne sustum başlıklı kayıt eklendi. [15.10.2016 22:44:43]

Serdar Yıldırım tarafından USTA KALEMLER - bölümüne Süpürgeci Keloğlan başlıklı kayıt eklendi. [15.10.2016 22:41:53]

Serdar Yıldırım tarafından USTA KALEMLER - bölümüne Beceriksiz Cin başlıklı kayıt eklendi. [15.10.2016 22:40:31]

Sümeyye Tekin tarafından USTA KALEMLER - bölümüne Yakın ölüm başlıklı kayıt eklendi. [12.10.2016 20:36:39]

fatma nur polat tarafından MİNİK KALEMLER - bölümüne -15 Temmuz- başlıklı kayıt eklendi. [11.10.2016 16:35:58]

Osman Aytekin tarafından USTA KALEMLER - Yazı bölümüne YAZAR OSMAN AYTEKİN’DEN İKİ YENİ KİTAP! başlıklı kayıt eklendi. [08.10.2016 22:56:18]

yusuf Dikeç tarafından USTA KALEMLER - bölümüne Gitti başlıklı kayıt eklendi. [04.10.2016 00:01:43]

Osman Aytekin tarafından USTA KALEMLER - Yazı bölümüne KAÇMALI AMA... başlıklı kayıt eklendi. [02.10.2016 19:29:21]

Sefa Yetkin tarafından AMATÖR KALEMLER - Öyküler bölümüne Ölüm Yolu başlıklı kayıt eklendi. [29.09.2016 08:03:02]

Ayşegül Sözen Dağ tarafından USTA KALEMLER - Yazı bölümüne Menekşe Bayramı başlıklı kayıt eklendi. [18.09.2016 23:35:29]

M. Ali Köseoğlu tarafından USTA KALEMLER - Öykü bölümüne Dört Mevsim Dört Yaprak başlıklı kayıt eklendi. [18.09.2016 23:05:51]

Beyza Nur Demirci tarafından USTA KALEMLER - Şiir bölümüne Ben Çocuksam Eğer başlıklı kayıt eklendi. [18.09.2016 22:36:27]

Beyza Nur Demirci tarafından USTA KALEMLER - Şiir bölümüne Ben Çocuksam Eğer başlıklı kayıt eklendi. [18.09.2016 22:35:16]

Oguz s. Dost tarafından AMATÖR KALEMLER - bölümüne Klişe başlıklı kayıt eklendi. [11.09.2016 21:28:51]

Oguz s. Dost tarafından AMATÖR KALEMLER - bölümüne İntihar Listesi başlıklı kayıt eklendi. [15.08.2016 22:09:11]

fatma coşkun tarafından AMATÖR KALEMLER - bölümüne aşk başlıklı kayıt eklendi. [08.08.2016 13:40:49]

ORHAN AFACAN tarafından AMATÖR KALEMLER - bölümüne UĞRUNDA CANIMI ADARIM TÜRKİYEM başlıklı kayıt eklendi. [20.07.2016 23:29:12]

ahmet cemil tarafından USTA KALEMLER - bölümüne NE BİLSİN başlıklı kayıt eklendi. [18.07.2016 10:35:41]

Serdar Yıldırım tarafından USTA KALEMLER - bölümüne Kaplumbağanın İkinci Evi başlıklı kayıt eklendi. [08.07.2016 16:21:38]

Attila Oğuz tarafından AMATÖR KALEMLER - bölümüne Sen Ol ! başlıklı kayıt eklendi. [30.06.2016 18:33:24]

Büşra Özen tarafından AMATÖR KALEMLER - bölümüne Cumartesi Farkındalığı başlıklı kayıt eklendi. [14.06.2016 17:20:06]

ahmet cemil tarafından USTA KALEMLER - bölümüne YÜREĞİMİ YAR başlıklı kayıt eklendi. [07.06.2016 03:40:49]

Murat Fatih Yaşar tarafından AMATÖR KALEMLER - bölümüne İnsanoğlu başlıklı kayıt eklendi. [25.05.2016 23:02:12]

yusuf Dikeç tarafından AMATÖR KALEMLER - bölümüne Sen Kusurların En Mükemmelisin. başlıklı kayıt eklendi. [23.05.2016 21:37:36]

Osman Aytekin tarafından USTA KALEMLER - Yazı bölümüne BİR SİTİLİST TASARIMCININ ESERLERİ… başlıklı kayıt eklendi. [15.05.2016 11:10:22]

ayçin vicdanlı tarafından MİNİK KALEMLER - bölümüne bir annenin duası başlıklı kayıt eklendi. [10.05.2016 00:00:09]

Berrak Fidan Gökdaş tarafından MİNİK KALEMLER - bölümüne YAŞAM KAYNAĞIM başlıklı kayıt eklendi. [01.05.2016 23:05:31]

fatma nur polat tarafından MİNİK KALEMLER - bölümüne KültüR Birleşimİ 23 NisaN başlıklı kayıt eklendi. [24.04.2016 14:36:13]

yusuf Dikeç tarafından AMATÖR KALEMLER - bölümüne Sendendir Belki başlıklı kayıt eklendi. [20.04.2016 11:38:27]

Bilgehan BAYRAK tarafından AMATÖR KALEMLER - bölümüne NEDEN Mİ MUTLU DEĞİL İLİŞKİLER? başlıklı kayıt eklendi. [13.04.2016 11:10:50]

fatma nur polat tarafından MİNİK KALEMLER - bölümüne Çağımızın Durumu başlıklı kayıt eklendi. [11.04.2016 04:48:42]

yusuf Dikeç tarafından AMATÖR KALEMLER - bölümüne umudunu kaybetme başlıklı kayıt eklendi. [11.04.2016 04:46:25]

Yusuf Dikeç tarafından AMATÖR KALEMLER - Diğer bölümüne Herkes Çok Dertli Anladım başlıklı kayıt eklendi. [11.04.2016 04:43:57]

ahmet cemil tarafından USTA KALEMLER - bölümüne KANASIN başlıklı kayıt eklendi. [03.04.2016 22:33:54]

ORHAN AFACAN tarafından AMATÖR KALEMLER - Şiirler bölümüne İYİLİK Mİ KÖTÜLÜK MÜ başlıklı kayıt eklendi. [30.03.2016 11:10:56]

Büşra Özen tarafından AMATÖR KALEMLER - bölümüne Ömür Buğusu başlıklı kayıt eklendi. [28.03.2016 22:09:13]

fatma nur polat tarafından MİNİK KALEMLER - bölümüne Ah Çanakkale~ başlıklı kayıt eklendi. [17.03.2016 21:06:21]

Sinem GÖKÇE tarafından AMATÖR KALEMLER - Diğer bölümüne YALNIZIM başlıklı kayıt eklendi. [13.03.2016 11:26:04]

ORHAN AFACAN tarafından AMATÖR KALEMLER - Şiirler bölümüne YEDİ KAHRAMAN başlıklı kayıt eklendi. [13.03.2016 11:22:01]

Galip Yalçın tarafından AMATÖR KALEMLER - bölümüne BİL İSTEDİM başlıklı kayıt eklendi. [10.03.2016 21:00:22]

Mücahit Üzün tarafından USTA KALEMLER - Yazı bölümüne Geceler Işıksız Karanlığa başlıklı kayıt eklendi. [24.02.2016 09:19:16]

Merve Kara tarafından AMATÖR KALEMLER - Diğer bölümüne Senden Bana Kalan başlıklı kayıt eklendi. [15.02.2016 20:53:43]

Merve Kara tarafından AMATÖR KALEMLER - Diğer bölümüne Tek Başına başlıklı kayıt eklendi. [15.02.2016 20:48:12]

Editör . tarafından AMATÖR KALEMLER - Diğer bölümüne Tek Başına başlıklı kayıt eklendi. [15.02.2016 20:46:10]

ahmet cemil tarafından USTA KALEMLER - bölümüne BİR ADAM BEKLİYOR IŞIK ALTINDA başlıklı kayıt eklendi. [28.01.2016 15:57:28]

Emircan Emircan tarafından MİNİK KALEMLER - Kompozisyonlar bölümüne Temizlik başlıklı kayıt eklendi. [12.01.2016 10:36:47]

Karani GÜNSUR tarafından USTA KALEMLER - Şiir bölümüne Kaçış Yok başlıklı kayıt eklendi. [30.12.2015 01:55:07]

Farah Mina ERTÜRK tarafından USTA KALEMLER - Yazı bölümüne Aborjinler başlıklı kayıt eklendi. [30.12.2015 01:47:51]

Emircan Emircan tarafından MİNİK KALEMLER - Şiirler bölümüne ANNEM başlıklı kayıt eklendi. [30.12.2015 01:44:10]

emircan emircan tarafından MİNİK KALEMLER - bölümüne KİTAP SEVGİSİ başlıklı kayıt eklendi. [27.12.2015 23:05:11]

İkra Uyanık tarafından MİNİK KALEMLER - bölümüne ABLALIK başlıklı kayıt eklendi. [26.12.2015 15:23:00]

İkra Uyanık tarafından MİNİK KALEMLER - bölümüne İNSAN başlıklı kayıt eklendi. [25.12.2015 11:37:37]

Mustafa YALÇIN tarafından MİNİK KALEMLER - Şiirler bölümüne Ne Güzel başlıklı kayıt eklendi. [23.12.2015 21:19:21]

Nehir EREN tarafından MİNİK KALEMLER - Şiirler bölümüne Liman başlıklı kayıt eklendi. [23.12.2015 21:13:37]

Sevim Sude DOĞAN tarafından MİNİK KALEMLER - Şiirler bölümüne Ah Bu Deniz Var Ya başlıklı kayıt eklendi. [23.12.2015 21:10:14]

ahmet cemil tarafından USTA KALEMLER - bölümüne AŞKIN RÜZGARI ESER başlıklı kayıt eklendi. [05.12.2015 02:35:06]

fatma aydınlı tarafından USTA KALEMLER - bölümüne ONDAN KALAN (ÇOCUK TİYATROSU) başlıklı kayıt eklendi. [28.11.2015 15:11:35]

Sinem GÖKÇE tarafından USTA KALEMLER - bölümüne YALNIZIM başlıklı kayıt eklendi. [14.11.2015 20:35:37]

Sadık Arslan tarafından USTA KALEMLER - Öykü bölümüne FERİDE başlıklı kayıt eklendi. [12.11.2015 21:11:30]

Editör . tarafından USTA KALEMLER - Öykü bölümüne FERİDE başlıklı kayıt eklendi. [12.11.2015 21:07:20]

Rumeysa Enise Ezberci tarafından AMATÖR KALEMLER - bölümüne Sokak Hayatı:1 başlıklı kayıt eklendi. [12.11.2015 21:04:49]

ahmet cemil tarafından USTA KALEMLER - bölümüne NAMUS DİYE BAKTIĞIMIZ başlıklı kayıt eklendi. [09.11.2015 11:19:07]

cengiz yılmaz tarafından AMATÖR KALEMLER - Diğer bölümüne Yalnızlık başlıklı kayıt eklendi. [03.11.2015 22:59:47]

cengiz yılmaz tarafından AMATÖR KALEMLER - Diğer bölümüne Filistin Gülümsemesi başlıklı kayıt eklendi. [03.11.2015 22:57:01]

fatma nur polat tarafından MİNİK KALEMLER - bölümüne Vatan ve Cumhuriyet başlıklı kayıt eklendi. [24.10.2015 22:02:27]

Erhan Şibik tarafından USTA KALEMLER - Öykü bölümüne Şiir Gibi Çocuklar başlıklı kayıt eklendi. [24.10.2015 05:44:52]

Deniz Eren Akkaya tarafından USTA KALEMLER - bölümüne AYRILIK başlıklı kayıt eklendi. [24.10.2015 01:02:25]

fatma nur polat tarafından KÜLTÜREL - bölümüne Help! help! başlıklı kayıt eklendi. [24.10.2015 00:58:52]

ahmet cemil tarafından USTA KALEMLER - bölümüne KIZILELMA BİZİ BEKLİYOR başlıklı kayıt eklendi. [24.10.2015 00:57:33]

 
  Güzel Türkçemiz
    SÖZCÜKTE ANLAM (devam)

*TERİM ANLAM
Bir bilim, sanat ya da m ...
 
  Piyes
    YÜZSÜZ KOMŞU (SKEÇ)



EV SAHİBİ -Huuu! Komşuuu!
 
  Genç Tüketici
    Yön Mağazacılık (İstikbal Bayii) İçin Teşekkürler
Bu hafta sonu bazı ev eşyaları almak üzere ailecek ...
 
  Mizah Tükkanı
    KOMİK KEHANETLER
Radyonun geleceği yok"
Lord Kevin - İskoçya ...
 
  Zeka Küpü
    MANTIK SORULARI
Topkapı ya giderken yolda yedi karısı olan bir ada ...
 
  Matematik Yazıları
    KOLAY ÇARPMA ÖĞRENELİM

MATEMATİK TEKERLEME
2 x 1 = 2 hani ...
 
  Günlüğümden
    gülümsediğime bakma
insanlar zaman sürecinde kaybolmamak için kendisin ...
 
  English Articles
    SULTAN’S SIGNATURES, CALLIGRAPHY AND DECORATION ON COPPER

Rıfkı Kaymaz
Rıfkı Kaymaz was born 19 ...
 
  Okul Öncesi
    Çocukların Yetiştirilmesi
Bana göre bu ölümlü Dünyada en kalıcı olan insanla ...
 
  Şehirlerimiz
    HASANKEYF


İnsanlık tarihinin ilk ve en önemli ...
 
  Çocuk Edebiyatı
    ZEYNEL BEKSAǒIN ÇOCUK ŞİİRLERİ

Dr. Sabahattin ÇAĞIN
Dokuz Eylül Üniv ...
 
  Çocuk Edebiyatçıları
    Cahit UÇUK

17 Ağustos 1909 tarihinde Selanik’te doğdu. ...
 
  Gezi Notları
    Fildişi Mektupları – 15
Yeni ufuklarda hasbihâl edebilme ümidi ile can dos ...
 
  Ödevlerim
    Tuğra Nedir? Nasıl Okunur? Bölümleri...
TUĞRA
Osmanlı Padişahlarının isim ve lâkapl ...
 
  Son Aktif Üyelerimiz  
 
  fatma cskn  
  SaidThat  
  fnpolat  
  İslamalp  
  muzesen  
  Abdullah  
  15şenay  
  Rümeysa Dolaş rumeysadolas  
 
  Ziyaretçi  
   
  Üyelerimizden Bugün Doğanlar  
 
  sudenur soysal sudenur Kutla  
  alara dilmaç çılgın Kutla  
  alara dilmaç aslıala Kutla  
  muhsin arıcı MuhsinARC Kutla  
 
 
ARNOLD TOYNBEE
Ahmet Buğra Ilgaz
resmin orjinal boyutu için tıklayın
Yazdırılabilir sayfa


ARNOLD TOYNBEE ve TARİH YAKLAŞIMI

Yüzyılın yetiştirdiği en büyük tarihçilerinden birisi olarak kabul edilen Toynbee’nin tarih düşüncesinde temel analiz düzeyi olarak yapılagelenin aksine devlet ölçekli bir yaklaşımın yerine medeniyetleri benimsemiştir. Onun tarih düşüncesinde kültür ve medeniyet kavramları önemli bir yerde konumlandırılmıştır.

Toynbee’nin Tarihin konusu olarak kültürleri kabul etmiş, kültürlerin ise dinamik yapılar olup, özelliklerini yaratıcı kişilerden aldıkları, dolayısıyla tarihin kültürler hakkında olumlu ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunmak yerine, kültürleri anlamaya çalışması gerektiği düşüncesini benimsemiştir. Bu bakımdan onun tarih anlayışı salt neden-sonuçtan ziyade tarihsel olay ve olgular arasındaki içsel bağlantıları da keşfetmek ve sözkonusu olay ve olgular arasındaki bu içsel bağlantıların şifrelerini çözmeye çalışmaktır.

Toynbee’ye göre Tarihin en yalın tanımı; tarihin zaman ve mekân içinde hareket eden insani olayların incelenmesi olduğudur. Fakat tarihçinin yaklaşımının özü, insani eylemleri zaman içinde yer alan olaylar gibi görmek değildir. “Olayların bütünlüğünü” korurken olayların kavramsal bütünlüğüne erişme çabasıdır. Bu analitik ve sınıflayıcı yöntemin antitezidir ama tarihin bu iki karşıt tanımı birbiriyle çatışmaz. Tarih bireysel olayların karmaşıklığını korumaya çalışmalı, aynı zamanda da belli bir anlam uyarlığı olan bir tasarım halinde onları inşa edebilmelidir. İşin doğrusu hiçbir bireysel olay ya da nesne, yüklemler ya da soyut tekrarlanabilir özellikler olmadan anlatılamaz, onun içinde geçmiş üstüne her önerme belli bir genelleme öğesi içerir.

Geçmişte yaşayan insanlar ile şimdi yaşayanlar arasında niceliksel farklılıkların çok yoğun bir biçimde olmasına rağmen bu farklılıkların niteliksel boyutlarda bu derece bir farklılığı ihtiva etmediği görülecektir. Bin yıl öncesinin insanı için de geçerli olan akli ve mantıki değerlerin fiziksel değişimler olmakla birlikte genel itibariyle şimdi içinde geçerli olduğunu belirtmekte yarar vardır. Tarihten ibret alınması ve bu alınacak dersler neticesinde bugünü açıklayıp, geleceği inşa edebilmek için geçmişte de benzer süreçlerin yaşanması kısacası tarihin tekerrür ediyor olması gerekir.

Evrende gerçek yenilik varsa, daha önceden hiç olamamış olaylar olabiliyorsa tarih, şimdiki zamanın eksik bir açıklaması olur. Geçmişten ders çıkarılabilmesi için hem geçmişte hem de geçmişle şimdi arasında tekrarlar ve benzerlikler bulunmalıdır. Tarihin bize bir dereceye kadar geçmişin hesabını vermesine ve şimdinin açıklanmasına yetecek kadar tekrar ve benzerlik vardır. Böylece yaptığımız seçimler hiç değilse kısmen aydınlanmış olur.

Toynbee tarihin konusu olarak kültürler ve medeniyetleri ele alırken burada dikkat edilmesi zorunlu olan bir tutum değişikliğinin de olması gerekliliğinden de bahsetmektedir. Ona göre tarih ile iştigal edecek olan araştırmacıların dünyanın sadece kendileri ve kendilerini aidiyet bağı ile bağlı olarak hissettikleri değerleri etrafında döndüğü zehabından kurtulmaları gerekliliği Toynbee için bir araştırmacıda olması gereken en zaruri özelliklerden birisidir.

Toynbee: “Tarihe coğrafi anlamda global bir biçimde bakmak, zamansal derinliği içinde bakmaktan daha kolaydır; ama dengeli bir global bakış için önce kendimizi bir yanlışlamadan kurtarmalıyız”, der. Belirli bir ülkenin, bir uygarlığın, bir dinin bizim olduğu için, sırf bu nedenle merkezi bir konumda ve üstün olduğunu düşünmek bir yanılsamadır. Bir tarihçi için, tarihe kendi atalarına duyduğu bağlılık açısından bakmak, onun, global panoramayı gerçek orantıları içinde görmesini zedeleyen raslansal bir pürüzdür.

Toynbee’nin zaman ve mekâna bakışının temel özelliği her ikisinin de bütüncül bir özellik arzetmesidir. Toynbee bu yönüyle tarihsel olayları sadece içinden çıktıkları ya da kaynaklandıkları şartların analiz edilmesiyle değil iç ve dış tüm etkenlerin varlığının hesaba katılarak ve zaman boyutunda da olay ve olguların varlığına etkilerin ilk başladığı ana kadar gitmeyi mekân olarak da neredeyse dünyayı bir bütün olarak ele almayı zorunlu kabul eden bilimsel bir anlayışın öncüsü olmuştur.

Zaman boyutunda nasıl İngilizlerin, Kuzey Amerika’ya ayak basışlarından başlayarak, Amerika’nın tarihini anlayamazsınız. İngilizlerin İngiltere’ye gelişlerinden itibaren başlayarak, İngiltere’nin tarihini anlayamazsınız. Aynı şekilde de mekân boyutunda da bir ülkenin tarihini o ülkenin sınırları dışında olanlara bakmaksızın yalnızca dünya haritasındaki yerini düşünerek anlamamız mümkün değildir.

Toynbee’nin tarihe bakışında geçerli fenomenlerden birisi de tarihin birikmeyle oluşmuş bir yığından ibaret olduğu görüşüdür. Fakat Toynbee bu yığının statik bir yapıda olduğu görüşüne de karşı çıkar, tarih birikerek değişen ve bir anlamda gelişen bir özelliğe de sahiptir. Fakat bu değişme bütünsel bir bakış açısı değişmesini de ihtiva etmekle birlikte kimyasal bir değişmeden daha çok fiziksel bir değişmedir. Tarihin asıl yapısı her zaman temelde varlığını devam ettirmekte, meydana gelen olgu ve olaylardaki değişmeler sadece biçimsel bir özellik sergilemektedir.

Biçim değiştirmek tarihin tabiatında vardır. Çünkü tarihin tabiatı, üzerine yeni şeyler ekleyerek devam etmektedir. Her ekleme bütünün kendisini değiştirir, çünkü biriken deneyimlerimizin ışığında geçmişin tümü birden değişik bir görünüm alır. Örneğin Tuchydides’in anlattığı Yunanistan bana 1914 Ağustos’unda 1914 Temmuz’unda olduğundan daha değişik gözüktü, çünkü aradan geçen zaman içinde 1. Dünya Savaşı patlak vermişti ve bu şüphesiz ki dünyanın eski toplamı üzerine eklenen olağanüstü uğursuz bir olaydı.

Toynbee’ye göre bu biçimsel farklılıklara rağmen özün aynı olması, değişik biçimdeki olay ve olguların genelde benzer/aynı nedenlerden neşet etmelerine sebebiyet vermekle, yüzyıl ya da bin yıl öncesi yaşananların sadece kabuk değiştirmiş biçimde yeniden yaşanmasını da beraberinde getirmektedir. Toynbee bu düşünceye sahip olmasını 1914 Ağustos’unda başlayan ve dünyanın o zamana kadar görmüş olduğu en büyük savaşlardan birisi olarak kabul edilen 1.Dünya Savaşı’nın başlangıcında, o gün yaşanan olaylarla Antik devirde yaşanan Pelopennes Savaşları arasında kurduğu bağa dayandırmıştır. Bunu kendisi şu şekilde ifade eder:

“1914 yılının Ağustos ayında beni yavaş yavaş saran yaşantının tıpkısının İ.Ö. 5.yy’da yaşamış bir tarihçi olan Tuchydides’in de başından geçmiş olduğu birden zihnimde aydınlandı. O da benim gibi dünyasını ikiye bölen büyük bir kardeş kavgasının etkisini duymuştu. Tuchydides bu kuşağın büyük savaşının o zamanın dünyasında çığır açıcı bir niteliği olacağını önceden görmüş ve zaman geçtikçe olaylar onu doğrulamıştı. Şimdi görüyorum ki Klasik Yunan tarihi ile modern Batı tarihi getirdikleri yaşantılar açısından çağdaştılar. İkisinin de akışında bir paralellik vardı. Karşılaştırmalı olarak incelenebilirlerdi. Çok geçmeden Yunan tarihi ile Batı tarihinin birçok başka örneği bulunan bir türün modeli olduklarını anladım. Saydığım uygarlıklar 21’e kadar çıktı. Şimdi ise modele uymayan birkaç örnek dışında 31 tane örnek sayabilirim. 20-30 örnek karşılaştırmalı bir inceleme, için yeterlidir.”

Toynbee, tarihsel süreçler içinde benzer şekilde yaşanan olay ve olgular arasındaki bu tür ilişkiler örüntüsünün raslansal bir pürüzden ziyade genel-geçer olmaya yakın bir özellik ihtiva ettiğini ileri sürmüştür. Onun için tarihte yaşanmış bu benzerlikler sadece maddi varlık sahasında görülen olay ve Olgulara özgü olmayıp daha soyut olarak nitelendirilebilecek ve uzun süreli büyük değişimler açısından da sözkonusu olabilmektedir. Toplumsal kültürlerin ortaya çıkması ve çevresinden etkilenip çevresini etkilemesi bu bağlamda görülmesi gerekli olan benzerliklerdendir. Toynbee bu düşüncesini şu sözleriyle dile getirmektedir:

“1.Dünya Savaşı olağanüstüydü ama onun bu niteliği yeryüzünde ilk defa görülmüyordu. Ansızın patlak veren birtakım başka olaylarda onun gibi dünyanın tüm tarihi görünümünü değiştirmiştir. M.Ö. 221’de Çin’in politik bakımdan birleşmesi, M.Ö 334’te İskender’in Çanakkale’yi geçişi, M.S. 633’te Arapların ortaya çıkması, 13. yy’da Moğolların Kuzey Asya steplerinden dışarı taşmaları gibi. Daha yavaş süreç içinde oluşan daha olağanüstü olaylarda vardır. Yunan ve Çin felsefelerinin gelişmesi, Museviliğin tek tanrıcılığı, misyoner dinlerin, tarımın ve sus gücünden yararlanmanın yaygınlaşması. Bizim yaşadığımız çağ, bütün geçmişi şimdiden çok farklı gösteren değişiklikler meydana getirmesi açısından ayrı bir özellik göstermez.”

Toynbee’nin burada zikredilmesi gerekli olan en önemli hususiyetlerinden birisi de onun tarihe yönelik bütüncül bakışının bir neticesi olarak değerlendirilebilecek olan tarihsel olay ve olguları analiz düzeyinde incelerken yapılageldiğinin aksine ulus-devletlerden ziyade medeniyetleri analiz düzeyine dâhil etmesidir. Toynbee için etnik temellerin sözkonusu olduğu ulus-devlet temelli tarihsel araştırmaların gerçeği tam olarak ve gerektiği gibi ortaya koyması özellikle bu araştırmaları yapan araştırmacılarında belli bağlarla aidiyetlerinin olması dolayısıyla sözkonusu olmayacaktır. Bu nedenle tarihsel araştırmalarda ulus-devlet yerine analiz düzeyi olarak daha bütünsel bir yaklaşımın sonucu olan kültürler yani medeniyetlerin ele alınması daha tutarlı ve bütüncül değerlendirmelerinde yapılmasını beraberinde getirecektir. Kısacası bütünsel bir kültüre olan aidiyet bağı bir anlamda daha dar bir aidiyet bağını oluşturan, aynı zamanda bunu zorunlu kılan ulus-devlet temeli araştırmalardan daha nesnel bir özellik taşıyacaktır.

Tarihe temel analiz düzeyi olarak medeniyetleri dâhil eden Toynbee için temel sorunlar medeniyetlerin nasıl varoldukları ve sona edikleridir. O bu konuda şunları söyler: “Bana göre medeniyetler kurulduktan sonra tehditlere karşılık vererek büyürler. Üstesinden gelemedikleri tehditle karşılaştıklarında yıkılır ve parçalanırlar.” Burada Toynbee medeniyetlerin mevcudu korumaya yöneldikleri zaman çözülme sürecine de girmiş olduklarını iddia eder. Ona göre bir medeniyetin varlık sahasındaki yerini devam ettirebilmesi için ulaşması gereken ideallerinin bulunması gerekir. Bu en geniş anlamıyla bir dünya hâkimiyetidir. Fakat Toynbee, bu dünya hâkimiyetinin nasıl sağlanacağı ya da nasıl sağlanması gerektiği konusunda ise idealist ya da realist görüşler arasında orta bir yol izlemeyi daha tercih edilebilir bulur. O’na göre: “Dünyada siyasal birliği zorla sağlama nasıl yıkıcı bir metotsa, işbirliği ile sağlama metodu da o kadar zor bir metottur”

Burada şunu da belirtmek gerekir ki her ne kadar bu tür bir egemenliğin sağlanması konusunda tarafsız bir noktada bulunduğunu söyleyebileceğimiz Toynbee nihai aşamada dünyadaki medeniyetlerin bir araya gelmeleri, tek bir aile gibi hareket etmeleri gerektiğini öne sürerek nihai aşamada oldukça idealist bir perspektif geliştirmiş de oluyor. Toynbee’nin en büyük korkusu iki dünya savaşının yıkıcı etkileri ortada iken dünyanın bir üçüncüsünü kaldıramayacağı öngörüsüdür. Eğer medeniyetler arası ilişkiler mevcut seyrini devam ettirirse insanlık kendi intiharınız hazırlıyor demektir. Ünlü tarihç bu düşüncesini şu sözleriyle ifade ediyor: “İki dünya savaşı ve günümüzde de süren dünya çapında yaygın endişe, bunalım, gerilim ve şiddet bütün hikâyeyi anlatıyor. İnsanoğlu tek bir aile gibi bir şey meydana getirmeyi başaramazsa mutlaka kendini yok edecektir. Birbirimizle bu nedenle yakınlaşmalıyız. Bu da birbirimizin tarihiyle yakınlaşmak anlamına gelir, çünkü insan yalnızca şimdiki an içinde yaşamaz. İnsanlar, zihni bir zaman akışı içinde, geçmişi hatırlayarak geleceğe umut ya da korkuyla bel bağlayarak yaşarlar.”

Burada meseleyi birazda mizahi ve bir anlamda magazinsel bir bakış açsıyla ele almak için şu tür bir yaklaşım faydalı olabilir. Hegel’in meşhur cümlesi, “düşünce boşlukta oluşmaz” gerçeğini Toynbee için ele alacak olursak, O’nun tarihsel olay ve olgular arasında tekerrür etmekten kaynaklanan benzerlikler olduğunu öne sürmesinin altında kendisi iyi bir şair olan eşi Rosalind Murray’ın fikirlerinden etkilenme ihtimali de sözkonusudur. Murray bir şiirinde tarihsel olay ve olgular arası benzerlikleri şu şekilde dile getirmektedir:

Duyduğum hiçbir şeyde yalnız değilim,
En mutlu ya da yaslı anımda,
Hiç tanımadığım sayısız dost,
Sevinç ya da kederde yanı başımda,
Adı, yüzü belirsiz dostlarım benim,
Ben doğmadan bin yıl önce ölen.

Toynbee’mi eşinden etkiledi yoksa kendisi mi onu etkiledi bilinmez ama bir tarihçi olarak Toynbee’nin ve bir şaire olarak Murray’ın tarihsel olay ve olgulara bakış açılarının birebir örtüştüğü dikkatlerden kaçmaması gereken bir ayrıntıdır.

Aslında olay ve olgular arası benzerlikler bulunduğu düşüncesi tarihçiler arasında salt Toynbee’ye özgü olan bir fikir değildir. Tarihin babası olarak kabul edilen Heredotos’da bu fikri taşımaktadır. Heredotos bu düşüncesini şu şekilde ifade eder:

Tac da tahtta,
Bir gün gelir devrilir,
Tozun toprağın içinde eşitlenir,
Yoksul kürekle, kıvrık orakla.
UYGARLIK YAKLAŞIMI,

Uygarlık ya da diğer bir ifadelendirme ile medeniyet önceki kısımlarda belirtmiş olduğumuz gibi Toynbee’nin tarih sistematiğinde temel analiz düzeyidir. Düşünce boşluktan oluşmaz temel önermemizin burada da uygulanmasının bir sonucu olarak bu sözcüğün özellikle daha köklü bir geçmişe sahip olan medeniyet sözcüğünün kökenine inildiği takdirde medeniyet denilen olgunun tarihsel süreç içinde hangi anlamları ihtiva ettiği ve en kısa ifadelendirme ile ne anlama geldiği daha iyi anlaşılabilir. Böylece Toynbee’nin temel analiz düzeyi olarak medeniyetleri ele almasının temel nedenleri de daha açık bir şekilde anlaşılabilir.

Medeniyet, kelimesinin lügat anlamları, kavramın seyrini izlemek bakımından önemlidir. Medeniyet kelimesi, "me-de-ne" kökünden gelmektedir. "Me-de-ne", "şehre gelmek" anlamına gelmektedir. Bu kökten gelen "el-Medeniyye" kelimesi de "medeniyet, uygarlık" anlamlarına gelmektedir

Medeniyetin kavramsal anlamları, oldukça karmaşık bir serüvene sahiptir. Kavrama belki de ilk işaret edenlerden birisi olan İbn Haldun, Mukaddime adlı eserinde, şehirlilik anlamında "hadarilik" kelimesini kullanır. Hadarilik, bedevi toplumlara göre daha çok gelişmiş toplumları ifade eden bir kelimedir. Buradaki gelişmeden kasıt, ekonomiktir. Ekonomik olarak gelişen toplumlar da zamanla "hadari" hale gelebilirlerdi. Yani, bedevi-hadari arasındaki fark göçebe ve yerleşik hayat değildi. Mesela köylerde yaşayanlar, bedevi yerleşik hayatları olmasına rağmen bedevi sayılıyordu. Cemil Meriç, medeniyeti "insanın kendini inzibat altına alması, fikirce, ahlakça, ruhça yükselmesi için lüzumlu olan kolektif araçların tümü" şeklinde tanımlar. Bu kolektif araçlara da "Güzel sanatlar, felsefe, din ve hukuk gibi" diyerek açıklama getirir.

Bazıları ise bu hadaretin -kalkınmanın-, toplumun ya içeriden yani toplum içindeki gruplar ve tabakaların birbiri ile olan çatışması ya da dış merkezli olarak o toplumun diğer faklı toplumlarla çatışması yolu ile söz konusu toplum içerisinde bir duyarlılığın ve toplumda bir hareketliliğin oluşması ile doğacağını söylemişlerdir. Toynbee “Şüphesiz alem kendine özgü doğuş, olgunlaşma, iniş, bölünme ve parçalanma- şeklinde çeşitli aşamaları olan kalkınmaların yarattığı büyük iniş ve çıkışların, çalkantıların serüvenini oluşturduğu bir yolu almaktadır.” Tarzında kalkınma sürecini yorumlarken Spengler ile görüşlerinde paralellik arz ediyordu. Ancak Toynbee kalkınma fenomenine ilişkin zikredilen farklı yorumu ilave etmektedir.” Hadaretlerin çöküşü ile ilgili yorumda ise Toynbee, bu noktadaki etkenin, hadaretlerin sürekli olarak karşılaştıkları tehditlere yönelik, ilk başlangıçta olduğu gibi, insanların, söz konusu tehditlerin önünü sürekli olarak almaktan aciz kalmalarını başa çıkılmaz oluşlarını görmektedir. Konu ile ilgili olarak Toynbee diyor ki: "Toplumların herhangi birisinde, büyük çoğunluğun halkların yerine jakoben/baskıcı bir uygulamayla merkezi yönetimi korumaya çalışan egemen azınlıklar işbaşına gelir ise bu, hakim sınıftaki bu yanlış değişiklik hakim azınlığın reflekslerinden uzak, kendini dokusu ve hürriyet alanlarına çekmesinden sakınan bir halk yığınının, proleterya sınıfının gelişmesini kamçılayacaktır. Böylece sadece, toplumun içindeki bir tabakanın mücadelesi, hadaretinin gelişme dönemlerinde görülmesi mümkün olmayan bir parçalanmışlığı ve ardından da o hadaretin(medeniyet) çöküşünü hazırlamaktadır.”
Toynbee’nin medeniyet tasavvurunda özellikle Anglikan Hıristiyanlığı’nın da etkilerini görmek mümkündür. Bir bakıma Toynbee tarihsel bakış açısında kaderci bir anlayışında temsilcisidir. Ona göre tarihsel olay ve olguların perde gerisinde insanın iradesinden ziyade Tanrının iradesi vardır. Ve meydana gelen olay ve olgular hep Tanrının bu dilemesinden kaynağını almaktadır. Cemil Meriç İbn-i Haldun ve Toynbee hakkındaki değerlendirmelerinde bunu şu sözlerle anlatır:
“Tarihte farklı istikametler takip eden, gayeleri başka medeniyetler vardır. Kavimler ve medeniyetler bir rolü ifa etmek için tarih sahnesine çıkar bu rolü oynar ve çekilirler. Toynbee, İbn-i Haldun bu kanaattedirler.”
Peki günümüzde kullanılan biçimiyle medeniyet ne anlama gelmektedir. Bu konuda Toynbee’nin düşüncesi hayli özgün bir nitelik arzetmektedir. Toynbee''''de bugünkü medeniyet tartışmalarında daha çok kullanıldığını düşündüğümüz bir kavram analizini görüyoruz. Toynbee medeniyeti, "belirli bir çağda var olan kültürün belirli bir türü ya da evresidir," şeklinde tanımlamaktadır. Sosyal Bilimler Sözlüğünde de benzer bir tanıma rastlanmaktadır: "Değişik coğrafyalarda yaşayan insanların ürettikleri bilgi, teknoloji, yapı, kurum, inanç, sanat eseri, vb. maddi-manevi ürünlerin belirli bir zaman kesitindeki genel adı."

Toynbee uygarlık/medeniyet anlayışını ünlü tarihçi ve tarih felsefecisi P. Bagby’nin ve V. G. Child’in görüşleri ile kendi görüşleri arasında bağ kurarak açıklamaya çalışıyor: “P. Bagby, uygarlığı; “kültürün kentlerde bulunan çeşidi” olarak tanımlamamızı öneriyor. Kentleri de, çoğunda ya da daha doğrusu çoğunluğunda oturan insanların yiyecek üretmekle uğraşmadığı barınaklar topluluğu olarak tanımlıyor. P. Bagby doğruya çok yaklaşmasına rağmen tam isabet ettirdiğini söylemek zor görünüyor. V. G. Child’in “uygarlık” adıyla anılan kültür çeşidinin doğuşu ile eşanlamlı olmak üzere türettiği şehirleşme devrimi de öyle. Şehirsiz olduğu halde uygarlaşma sürecine girmiş toplumlar vardır. Onun için sanırım bir adım daha ileri gitmeli ve uygarlığı yalnız, yiyecek üretmekten değil, toplum hayatını maddi anlamda uygarlık düzeyinde yürütebilmek için gerekli başka iktisadi etkinliklerden de (endüstri ve ticaret gibi) kurtulmuş bir azınlığın varolduğu toplum durumlarıyla eşitlemeliyiz. Bu iktisat dışı uzmanlar, profesyonel askerler, yöneticiler, rahipler bildiğimiz uygarlıkların çoğunda şüphesiz ki şehirliydiler. Toplumda iktisadi etkinliklerden kendini kurtarmış bir azılığın varlığı, uygarlığın tanımlanmasından çok uygarlığı tanımamızı ve tespit etmemizi sağlayan bir işarettir. Bana göre uygarlık; insanlığın herkesi kapsayan bir ailenin (tek bir ailenin) üyeleri olarak, tam bir uyum halinde yaşayabilecekleri, bir toplum durumunu yaratmak için girişilmiş bir çaba şeklinde tanımlanabilir. Bilinen bütün uygarlıkların, bilinçli değilse bile bilinçsiz bir şekilde amaçladıkları hedefin bu olduğuna inanıyorum.”

Yukarıdaki ifadelerden de anlaşılabileceği gibi Toynbee’ye göre tüm medeniyetlerin ortak tasavvuru bir dünya medeniyeti oluşturabilmektir. Bu da siyasi alanda dünya hâkimiyetini zorunlu kılan bir düşünüş biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Toynbee dünyada bugüne dek oluşmuş bulunan medeniyetlerin sınıflandırmasını ve adandırmasını da kendi tarih terminolojisi bakımından değişik bir biçimde ele almaktadır.

Yaşadıkları yer ve zamana dikkat çekerek çok sayıda medeniyet adı vermek mümkündür. Mesela, Toynbee, dünya üzerinde 21 medeniyetin varolduğunu söyleyerek, bütün medeniyetleri, iki grup içinde değerlendirir; bunlar, tam gelişmiş medeniyetler ve ölü doğan medeniyetlerdir. Tam gelişmiş medeniyetler, kendi aralarında bağımsız medeniyetler ve uydu medeniyetler olmak üzere ikiye ayrılır. Mesela, tam gelişmiş bağımsız medeniyetlere, Orta Amerika medeniyeti, And Dağları medeniyeti, Ortadoks Hıristiyan ve İslam medeniyetleri örnek verilir. Tam gelişmiş uydu medeniyetlere ise, Missisipi, Güney And, Elam, Urartu, Japon, Tibet gibi medeniyetler örnek verilmektedir. Ölü doğan medeniyetler ise, Mısır''''ın gölgede bıraktığı İlk Suriye medeniyeti, İslam''''ın gölgede bıraktığı Nasturi Hıristiyan medeniyeti örnek verilebilir.13 Huntington''''un aralarında kırılmaların yaşanacağını söylediği medeniyetler de bu tanım çerçevesinde ele alınabilir. Huntington, çağdaş dünyada 7 veya 8 medeniyetin yaşayacağını söylemektedir. Bunlar Batı, Konfüçyüs, Japon, İslâm, Hint, Slav-Ortodoks, Latin Amerika ve muhtemelen Afrika medeniyetleridir. Bu açıklamalarda da görüldüğü gibi, belli bir zaman ve yerde yaşayan medeniyetlere çok sayıda örnek vermek mümkündür.

Toynbee, medeniyetlerin kaçınılmaz bir zorunlulukla değil, belirli nedenlere bağlı olarak kurulup geliştiklerini, sonra da yıkılıp gittiklerini bildirir. Bu nedenle de medeniyetler için yıkılış bir kader değildir. Tedbir alınırsa, uzun süre ayakta kalabilirler.

Toynbee için bir medeniyetin doğması ve gelişmesi için bazı engelleyici durumların varlığı da gereklidir.
Bütün milletler/toplumlar onların varlık alanı sayılan tarih içindeki yürüyüşlerinde zaman zaman önemli sorunlarla karşılaşabilirler; bu doğaldır. Toynbee''''ye göre, toplumlar karşılaştıkları sorunların üstesinden geldiklerinde, bu onları daha donanımlı hale getirmekte; potansiyellerinin aktüelleşmesini sağlamakta ve özgüvenlerini perçinlemektedir.
Toynbee: “Bir uygarlığın doğup büyümesinde iklim, bitki örtüsü, komşu kavimlerin baskısı.. gibi çevreden gelen etkilerin (yani meydan okumaların) şiddeti çok belirleyicidir” der.
Eğer çevreden gelen meydan okumalar, o uygarlık tohumunun baş edemeyeceği kadar şiddetliyse, mesela Antarktika’daki iklim koşulları böyledir, orada hiçbir uygarlık hamlesi tutunamaz. Diğer taraftan, mesela Havaii’de olduğu gibi, fiziki ve beşeri çevreden, insan topluluklarını elele verip müşterek düşmana karşı koymaya sevkedecek hiçbir meydan okuma yoksa, orada ne doğru dürüst bir mimari, ne silah sanayii, ne de bizi bölünüp parçalanmaktan, iç ve dış tehditlerden koruyacak bir devlet organizasyonu kurulabilir. Öyle olunca da, insanlar kollektif hatalarının cezasını, uçurumlara yuvarlanarak çekerler, çünkü onları uçurumun kenarından çekip alacak bir kurtarıcıları bile yoktur. O yüzden uygarlıklar, ancak makul, yani ‘gerekli çaba gösterilirse baş edilebilir şiddette’ meydan okumaların olduğu ortamlarda yeşerebilir. İndus Vadisi, Mezopotamya, Akdeniz Havzası ve tabii Avrupa işte böyle ortamlardır.

Toynbee’ye göre medeniyetleri yıkıma götüren ve birbiri ardı sıra gelen başlıca üç sebep vardır:
1- Seçkinlerin, ahlaken bozularak otoriteyi ve hâkimiyeti temin için zora ve baskıya başvurmaları.
2- Büyük kitlelerin, azınlığı oluşturan seçkinlere güvenlerini yitirmeleri.
3- Böylece toplumsal birliğin bozulması.

Bu durumda, egemen azınlıkla, küskün çoğunluk arasında çatışma ortaya çıkar. Kendini yenileyemeyen toplumsal kurumlar, doğal olarak çökmek, ya da yerini başkalarına terk etmek durumuyla karşı karşıya gelirler. Bu gelişmelerin sonunda, ya arkaik (geçmişe hayranlık), ya da fütürist (geleceğe bağlanma) şeklinde iki zıt yaklaşım ortaya çıkar ki her ikisi de özde aynıdır ve bir kaçışın ifadesidir. Bu kaçış, ya "militarizm", ya "milliyetçilik", ya "modernlik" veya "dinsel bağnazlık" şeklinde tezahür eder. O’na göre, hiçbir medeniyet, diğerinden tamamen habersiz ve kopuk değildir. Her medeniyet, kendinden öncekilerden bazı şeyler alır, kendinden sonrakilere de bazı şeyler verir. Yaşamakta olan medeniyetler şunlardır: Batı (Katolik-Protestan), Ortodoks, İslam, Uzak Doğu ve Hint. Fosilleşmiş olarak nitelediği ölü medeniyetleri de şöylece sıralamaktadır: İran, Mısır, Yunan, Suriye, Hint öncesi medeniyetler, Çin öncesi medeniyetler, Minos (Girit), Sümer, Eti, Bâbil ve Güney Amerika uygarlıkları (Andeenne, Yucateque, Azteque ve Maya).

Medeniyetlerin oluşmasının fiziksel temellerinin incelerken Toynbee göçebelik ve çiftçilik arasında yapılması gerekli bir tercih de göçerliği tercih eder. Onun için göçerlik çiftçilik ya da benzeri diğer uğraşlardan daha ziyade br medeniyete temel olabilecek niteliklere sahiptir.

Atlı çobanların göçer hayat tarzları, onlara yerleşik tarımcı toplumlardan farklı özellikler kazandırmıştır. Kültürlerin kıyaslanabilir olmadığına ilişkin inancımız, yukarıdaki türden ilerlemeci bir tarih tezi karşısında ayak bağı da değildir. Bu sayede, Toynbee''''nin göçerlerin hayat tarzı hakkındaki görüşlerine kulak vermek mümkün olmaktadır. Toynbee, göçerliğin birçok bakımdan çiftçilikten üstün bir yetenek olduğunu düşünür. O''''na göre; başta hayvanların ehlîleştirilmeleri, yabanî bitkilerin ehlîleştirilmesinden daha üstün bir uygulamadır. Ekonomik bakımdan ise; çiftçi, yetiştirdiği ham mahsulü doğrudan doğruya tükettiği halde göçer, aslında yenmesi mümkün olmayan otları hayvanlara yedirerek onları süte, ete ve yapağıya dönüştürür. Bunun için zorlu fizikî şartlara uymak gerekir ki; bu etkenler çobanlık yeteneği yanında askerî yeteneklerin de gelişmesini sağlar. İleriyi görüş, sorumluluk duygusu, fizikî ve ahlâkî dayanıklılık bunun sonucunda tekâmül eder. Toynbee, "göçerin hayatı, hiç şüphesiz insan maharetinin bir zaferidir" der.

Bu egemenliğin uzun ömürlülüğünü araştırırken, Toynbee Osmanlı sistemini peşinen göçebe imparatorluklarından biri olarak algılıyor ve onlarla karşılaştırıyor. Bozkırdaki toplum yapısının, göçebelerle onların "insan olmayan sürüleri"nin bileşimi olduğunu varsayıyor. Bu ortamda göçebenin, sürüsünün sırtından geçinen bir parazit olmadığını belirtiyor, çünkü her iki taraf birbirine muhtaçtır: Göçebe, sürüsünün ürünlerini kullanırken, onu geçindirmek zorundadır; bu işi de özel olarak eğittiği evcil hayvanların yardımıyla yapıyor. Ancak, göçebeler uygarlaşmış bir ortamda yerleşik düzene geçtikleri zaman, bu toplum yapısı "yurtsuz kalmış göçebeler" ile "yerli insan sürüsü" bileşimine dönüşüyor. Bu yeni yapıda eski göçebe artık "sürüyü" geçindirmek zorunda kalmadığı gibi, üstelik "üretmeyen bir egemen sınıf olarak ... Üretken bir halkın emeğinden" geçinerek ekonomik bakımdan gereksiz hale geldiğinden, "sürü"nün paraziti oluyor.

Göçebe devlet kuruluşlarının kısa ömürlü olmasını Toynbee işte bu çoban sürü ilişkisindeki karşılıklı işlev bozulmasıyla açıklıyor. Göçebe kuruluşu olarak dolaysız biçimde göçebe düzenine bağlandığını varsaydığı Osmanlı İmparatorluğu''''nun yanı sıra uzun ömürlü olabilmiş ve yine göçebe imparatorluklarından saydığı Part Devleti ile Abbasî Halifeliği''''nin başarısını da, "yüksek göçebe sanatı" olarak adlandırdığı yardımcı hayvan eğitimini "yerleşikliğin şartları"na uygulamış olmalarında görüyor: Yardımcı hayvanların yerini, çobana (Padişaha) "insan sürüsünü" (Reayayı) geçindirme ve yönetmede destek veren yardımcı insanlar (köleler) almıştır. "Reaya" sözcüğünün dar anlamıyla "sürü" demek olması, bu tezin ilham kaynağıdır.

Burada konuyla ilintili olduğunu düşündüğümüz bir sorunsal da temelinde göçerlik olan Osmanlı’nın uzun ömürlü olmasının nedenleri üzrinde durmanın Toynbee’nin medeniyet tasavvurunun anlaşılması bağlamında önemli ipuçları sağlayabilecek olmasıdır. Birçok batılı tarihçi için “Osmanlı’yı kalıcı kılanın ne olduğu” sorusunun doğru cevabını bulmak, Osmanlı’nın altı yüzyıllık hâkimiyetinden çok daha zor olmuştur. Aslında bu durumu, zorlanmadan daha öte, göz ardı etme olarak ifade etmek daha doğru olacaktır. Bu yaklaşımın temsilcilerinden birisi de Arnold Toynbee’dir. Toynbee’ye göre; “Medeniyetlerin bir kısmı gelişmeye müsait medeniyetlerdir, bir kısmı ise daha gelişmeden düşük yapmış medeniyetlerdir, bir kısmı da bir şey bulup, o bulduğu şey etrafında kendi kendini dondurmuş, mahkûm etmiş medeniyetlerdir.”

Toynbee medeniyetlerin kaçınılmaz olarak doğum, büyüme, çözülme ve yıkılma süreçlerini yaşadığını böylece medeniyetlerin birbirlerinin üzerine oturdukları tezini ileri sürer. Bu süreçte dinlerin konumu ilginçtir. Bu süreç dinleri yükseltmekte; dinlerin basamak taşları olarak kullandıkları vahiy ortamını medeniyetlerin yıkıntıları sağlamaktadır. Toynbee medeniyetleri insan toplumlarını Batı, İslam, Uzak Doğu, Hint şeklinde sınıflandıran bir olgu içerisinde algılamakta; bu isimlerin akılda, din, mimari, resim üslup ve gelenek açısından farklı şeyler uyandırdıklarını düşünmektedir. Medeniyetler sürekli bir etkileşim halindedir. Hıristiyanlık ve İslâm; Suriye ve Yunan medeniyetlerinin etkileşiminden, Yahudilik ve Zerdüştlük ise Suriye ve Babil medeniyetlerinin etkileşiminden doğmuştur. Bu arada daha da ayrımlaştırılırsa Toynbee’ye göre Hıristiyanlıkla İslam, Grek ve Romen medeniyetinin yaptığı etkiye birer tepki olarak doğmuşlar; Hıristiyanlık yumuşak bir tepki iken İslam sert bir tepki olmuştur. Bu tez medeniyetlerin diğer medeniyetleri hem etkisiyle hem de onlara karşı olan tepkiyle doğduğunu ileri sürmektedir. Toynbee İslam’a coğrafî ve zamansal bir mekân sunmaktadır. Kendi ifadesiyle “Bizim üvey kardeşimiz İslâm da kıtada (Asya) iyice yetişmiş; İslâm’ın sınırları Asya kıtasının Kuzey Batı Çin’deki merkezinden Asya’nın Afrika yarımadasındaki Batı sahillerine kadar uzandığını” belirtmektedir.

Medeniyetlerin oluşumda teknikte meydana gelen değişimlerin yol açmış olduğu değişimlerToynbee’nin medeniyet perspektifinde önemli bir yer tutmaktadır. O’na göre küçük teknik değişiklikle büyük toplumsal ve bir anlamda kültürel değişimleri de beraberinde getirebilme potansiyeline sahiptirler.

Tekniğin topluma etkisi açısından şu tespit önemlidir: İnsan toplumlarında gerçekleşen bir tek teknolojik gelişme bile büyük sonuçlar meydana getirebilir. Örneğin Avustralya adalarından birinde yaşayan Yir Yurent yerlilerine madenden yapılmış balta veren misyonerler bunun kısa sürede taşa dayalı hayatı, sosyal ilişkileri, hatta dini, inanç ve efsaneleri sarstığını, değiştirdiğini tespit etmişlerdir. Teknik, burada kültür değişiminin önemli bir dinamiği olarak karşımıza çıkmaktadır. Kültürler başka kültürlerle temasa geçerek, ekolojik alanların değişmesiyle veya kendi içinde meydana gelen gelişmelerle değişmektedir ki bu durumlar en fazla teknik değişimden etkilenmektedir.
Teknik toplumsal gelişmenin bir unsurudur. Toplumsal gelişme, bilim alanında ve insanın doğaya hükmetmesi anlamına gelen teknoloji alanındaki etkinlik derecesine bağlıdır. Ancak tekniğin katkısıyla üretilen yeni medeniyet, sorunlara çözüm sunabilmekte midir? Görülüyor ki bu defa çözüm olduğu zannedilen teknik yeni bir çözümsüzlüğün de kaynağı olarak ortaya çıkmaktadır. Toynbee zihnin teknik ve yeteneklerine rağmen batılı insanın Âdem’den miras kalan günahtan kurtulamadığı gibi yüz binlerce yıl önce ilk insan’ın bugün bizim kendi içimizde bulduğumuz fiziksel ve ruhsal özelliklere sahip olduğunu belirtmektedir. Daha da ötesi biz insanlar teknik makineler keşfettik; ama annelerin bebeklerine bakmalarına yardımcı olacak iş gücünden bile mahrumuz. Teknik, işsizlik kurumunu üretmiştir. Bir yandan ufkumuz evrene, ilk çağlara kadar uzanmakta; ama diğer yandan aynı ufuk dar mekânımıza sıkışmış durumda kalmaktadır.

Toynbee burada özellikle Batı medeniyetinde varlığı sözkonusu olan teknikle ilgili paradoksun ilerde ne gibi tehlikeli sonuçlara sebeiyet verebileceği konusunda oldukça karamsar bir tablo çizmektedir. Sözkonusu paradoksun sadece medeniyetlerin ya da ulus-devletlerin içinde olmadığını insanın kendisinde dahi mündemiç olduğunu ileri sürmektedir.

Toynbee Batı medeniyetini yargılarken “dünyamız beklenmedik bir şekilde insancıl duygularla dolmuş durumda, ne var ki işitilmemiş derece bir sınıf mücadelesinin, milliyetçiliğin ve ırkçılığın içine batmış durumda. Bu kötü istekler soğukkanlı, bilimsel olarak hazırlanmış zulümlere batmıştır. Birbirine zıt bu iki düşünceyi iki davranış biçimini yalnızca aynı dünyada değil, aynı ülkede, hatta aynı ruhta bulabiliriz” demektedir.

Bugünün küresel hegemonyasında dünya nüfusunun çok az bir kısmının, gelirin tamamına yakınına paylaşması bu adaletsizliğin katmerlenerek devam ettiğini göstermektedir. Toynbee, bu noktaya değinirken, sınıf belasının teknoloji ile güçlendiğini belirterek, insanın maddi durumu ne kadar düzelirse düzelsin, bu, insanın sosyal hayatı isteyen ruhunu teskin etmeyecektir. Batılı insanın teknolojik buluşlarıyla dünya kaynakları ayrıcalıklı bir azınlık ile ayrıcalıksız bir çoğunluk arasında böyle adaletsiz dağıldıkça... demektedir.

Toynbee’ye göre de Batı uygarlığı çökmenin ve parçalanmanın bütün belirtilerini ortaya koymuştur. Bu çöküntünün sebepleri ise; azınlıktaki yaratıcı gücün kesilmesi, buna paralel olarak da çoğunluğun mimesisinin (taklit) durması ve bütün bunların bir sonucu olarak da toplumun bütünündeki toplumsal birliğin kaybolması. Fakat bütün bunlara rağmen Toynbee’ye göre, Batı uygarlığı bütün şansını kaybetmiş değildir. Kendisini halen bir mucize kurtarabilir. Tanrıya toplumumuzu bir kez bağışladığı ve nadim bir ruh ve kırık bir kalple yine istersek reddetmeyeceği affı için dua edebiliriz, etmeliyiz de...

Batı medeniyetinin ürettiği çözümsüzlük insanları Afrika’da çözüm aramaya itmiştir. Bunda da Batı’nın teknik anlamda gelişmesine rağmen ruhsal alanda halen Ortaçağ karanlıklarında olması ve ruhunu arındıracak herhangi bir geçerli fikr demetine sahip olmaması etkendir. Batı Hıristiyan olmasına rağmen bunun kıymetini yeterince takdir etmekten aciz bir noktadadır. Örneğin Toynbee, antropologlara göre Orta Afrika Negritolarının (yerli) tanrı-insan ilişkileri konusunda saf ve yüce inanışlarının var olduğunu, bu inanışın korunması gerektiğini ve bunların insanlığımıza yeni bir soluk verebileceğini ileri sürmektedir.

Tekrar etmemiz gerekirse Toynbee, uygarlıkların dinsel karakterin, bölgesel ve siyasal niteliklerle birleşmesinden oluştuğunu, “yaratıcı azınlığın” soysuzlaşmasının uygarlığın sonunu getireceğini yazmaktadır. Bu yüzden Batı uygarlığının “çöküş” aşamasına geldiği sonucuna ulaşmıştır. Çöküşü önlemenin yolu ise, “Tanrının krallığını aramaktan” geçmektedir. O’na göre, insanlık tarihinin son ereği ve insanın yeryüzünde sahip olduğu en üstün iyilik ve en yüksek ölçüt, Hıristiyanlıktı. “Tarih, Tanrıyı daha iyi tanımaya yaklaşmanın ve onu daha çok sevmeye ulaşmanın gittikçe artarak gerçekleşmesidir.”
KÜLTÜR VE TOPLUM

Cemil Meriç’e göre Alman tarih felsefecileri kültürle medeniyeti ayırır. Danilevsky "Avrupa ve Rusya"da her ülkenin kendine göre bir kültürü olduğunu ileri sürer. Kültürler milletin ruhunda yaşayan bilgiler, inançlar ve bedii telakkilerdir. Kültürler tarih sahnesine çıktıktan sonra 1000-2000 yıl yaşarlar. Gerçekleştirecekleri mefkureyi gerçekleştirdikten sonra medeniyet olurlar. Spengler, Toynbee aynı görüşü geliştirirler. Kültür canlıdır, olmakta olan, oluş haline geldikten sonra taşlaşır. Fransız İhtilali''''nden sonra Fransız kültürü medeniyetleşir. Medeniyetler megalopolislerde (Londra''''da, Paris''''te, New York''''ta) ölümlerini beklemektedirler.

Don Kişot kültürdür, Sanso Panso medeniyettir. Don Kişot çöken bir devri kılıcı ile yaratabileceğine inanır. Kalıplaşmayan, katılaşmayan, hayal için yaşayan tam bir spontaneité (kendiliğindenlik) örneğidir. Sanso, 2 x 2 = 4''''ten başka inancı olmayanın bir timsalidir. Türkler Selçuk ve Osmanlı''''ya kadar kültür merhalelerini yaşarlar. Aynı ağaç Osmanlı''''ya kadar çiçektir, Osmanlı''''da meyve verir.

Burada Tpynbee’nin kültür ve topluma bakışını daha iyi analiz edebilmek gayesiyle diğer bir ünlü tarihçi Spengler’le aralarındaki bağıntıyı incelemek yerinde olacaktır. Comte ve Marx’ın tarih felsefesiyle bütün dünya tarihini birleşik bir hedefe yönelen süreç olarak kavrayan anlayışın devri kapanmıştır. XIX. Yüzyılda ilk olarak güçlü teknik kazanımlarla büyük endüstri devletleri tarafından temellendirilen, sarsıcı olmayan bir ilerleme inancı ortaya çıktı. Bu yüzyılın başlangıcında bir kriz durumunun yaklaşması, I. Dünya Savaşı’nın yeni sınırlar getireceğine dair kanaati uyandırdı. II. Dünya Savaşı’nda bu tekrar etti. Toynbee ve Spengler ittifakla batıya bağımlı bir ‘Dünya Tarihi’ sürecini reddetme görüşündedirler ve genellikle birbirine benzer gelişme kurallarıyla yükselen ve biten birçok bağımsız kültür çevrelerinin (Spengler’de 8, Toynbee’de 21) bulunduğuna karar verirler. Bunun yanında Gianbattista Vico (1668-1744)’nun benzerini geliştirdiği antik çağa yönelik kültür devirleri teorisini kurarlar. Kültürlerin üç gelişme aşaması Spengler’de sembolik erken kültür, metafizik yüksek kültür ve uygar yüksek kültürdür. O, bu evreleri 8 yüksek kültürde algılamak ister, öyle ki ancak birbirine uyan safhalar arasında enteresan karşılaştırmaların yapılması mümkündür. XVIII. Yüzyıldan itibaren (Montesquieu, Gibbon vs.) erken antik devirle çağdaş devrin karşılaştırılması, bu fikrin çıkış noktası olmuştur. Sürekli ilerleme öğretisi olarak Spengler, bitkisel gelişmeyi yani çiçek açma ve solmayı kültürün karşılığı olarak görür.

Her şeyden önce Spengler’in başka bir kültüre her gerçek yönelim ve bağlantının imkânsız olduğuna dair öne sürdüğü görüşe, tutarsızlığı dolayısıyla eleştirel itiraz yapılabilir. Spenglerci kültür çevreleri öğretisinin diğer bir abartısı da yine onun tarafından ileri sürülen yabancı kültürlerin anlaşılmasının imkânsızlığı meselesidir. Nihayet Spenglerci tarih felsefesi, dünya tarihi mantığına göre sorulan sorunun cevabını şöyle verir: kültürler (olgunlaşma, gelişme ve solma), toprakta çiçekler gibi yüksek bir amaçsızlık içerisinde gelişirler. Kaderciliği kabullenmeye ve uygarlık müessesesinden vazgeçmeye davet etmek, nihilistçe görünüyor.

Arnold Toynbee, Spenglerci sistemi, kendi Anglikan dindarlığına uydurabilmek için değiştirdi. O da dünya tarihini 21 farklı kültüre ayırdı, fakat Spengler’in zıddına bu kültür çevreleri onda geçişsiz değildir, bilakis dar bir bağımsızlık ilişkisi içinde dururlar ve ona göre gelecekte bir nevi dünya kültürü sentezi mümkün olacaktır. Toynbee’nin araştırdığı 21 kültürden 15’i –Germen-Helen uygarlığı gibi- öncü kültürler, 6’sı doğrudan doğruya iptidaî durumdan doğan kültürlerdir. Kültürleri bitkiler gibi gören Spengler’a karşın, Toynbee bir “kültür doğuş teorisi” geliştirdi. Ona göre yüksek kültürler, eğer yaratıcı bir seçkinler grubu, özel bir meydan okumaya karşı, özel bir cevap vermeyi bilirse ortaya çıkabilir. Bu tür meydan okumalar coğrafî-iklimsel veya askerî-siyasî olabilir. Esasen belli bir ölçüyü aşmamalıdırlar, çünkü aksi hâlde mevcut güçler, sadece varlıklarının devamı için harcanır (meselâ bu yüzden yüksek bir kültür geliştiremeyen Eskimolar gibi). Kültür kurucu azınlıktan yola çıkıp, kitlelere uyarak genişler ve kurucu seçkinler hüküm sürdükçe pekişir. Toynbee, Avrupa’nın hâlihazırdaki durumunun geç Antik devirle benzerliği konusunda yorumlar yapar. Bugün seçkinlerin görevi, bir Dünya devletinin kurulmasıdır ki bunu Romalılar başka bir şekilde gerçekleştirmişlerdir. Ona göre bu mutlaka olacaktır, görev sadece bunu savaş yoluyla gerçekleştirmeyi önlemektir. Toynbee bununla birlikte Hıristiyanlıkta esaslı bir değişmeyi de ummaktadır, ama diğer yüksek kültürlerin de (meselâ Hint ve Çin kültürleri) içinde gelişebileceği bir Hıristiyanlık. Toynbee’nin başarılı Hıristiyanlık kilisesi devleti böyle teşekkül edecektir. Raymond Aron, Toynbee’nin tarih felsefesini şöyle karakterize eder: Toynbee, Spengler gibi başlar, fakat Anglikanizme dönen Bossuet gibi bitirir.

O. Spengler’e göre, kültürler de organizmalar gibi doğar, büyür ve ölürler. Teknik bakımdan korkunç bir gelişim gösteren Batı şehirlerinde Batılı insan bu kültürün çöküşünün tregedyasının son perdesini hem seyrediyor, hem de oynuyor. Bugün Batı sanatı katılaşmış, niceliksel, teknik, taklitçi, tekrarcı, çocuksu, taşlaşmış bir aşamaya girmiştir. “Bugün sanat diye yapılan şey, iktidarsızlık ve sahteciliktir... Bugün sergilere, konserlere, tiyatrolara gidiyor, halkın tutacağı şeyler ortaya koymaktan zevk alan gürültücü çılgınlar, çalışkan ayakkabı tamircileri görüyoruz. Spenglere göre bu bütün kültürlerin son perdesinde böyle olmuş ve aynı durum bugün Batı kültüründe de olmaktadır. Kısacası Batı kültürü piyesin son perdesinde, finişe gelmiş durumda...

Cemil Meriç’e göre Medeniyetler ölürler, ancak şekil değiştirerek yeniden doğabilirler. Medeniyetler fanidir. İbn Haldun''''dan Toynbee''''ye kadar. Toynbee yalnız Hristiyanlığı istisna eder ve Hristiyanları kiliseye duaya çağırır. Bugün Avrupa çöküş halindedir, biz orada bir medeniyetin rüyasını yaşıyoruz. Avrupa ilahinin yerine beşeriyi, beşerinin yerine maddiyi geçirdiği için yıkılış içindedir. Biz bir yangını taklid etmek istiyoruz, der. O’nun bu görüşleri bir çok bakımdan Toynbee ile paralellik arzeder.

Toynbee, medeniyet kavramında olduğu gibi topluma bakış açısında da yeni bir şeyler getirmeye çalışır. Kendinden öncekilerin toplumun somutlaştıran tavırlarına karşılık eleştirel bir tutum içine girer. Toplumun ne olduğu konusunda Toynbee: “Toplum insanlar arasındaki toplam ilişkiler ağıdır. Toplumu meydana getiren öğeler böylece insanlar değil insanlar arasındaki ilişkilerdir. Bir toplumsal yapıda bireyler sadece toplumsal yapının odak noktalarıdır. Hobbes’un Leviathan’ının ünlü kapak resmi, toplumu bir yığın normal boyda oluşmuş dev bir insan biçiminde resmeder ama bu tek kelimeyle gerçekliğin çarpıtılmasıdır. İnsanlardan, toplumun ya da toplumu meydana getiren kurumlardan herhangi birinin üyesi olarak söz eden yaklaşımlarda böyledir (örneğin bir kulübün, bir kilisenin, bir sınıfın, bir ailenin üyesi olarak). İnsanların gözle görülür ve elle tutulur bir derlemesi bir toplum değildir, bir kalabalıktır. Kalabalık, toplumun aksine toplanabilir, dağıtılabilir, fotoğrafı çekilebilir ya da kılıçtan geçirilebilir.”

Her toplumsal ilişkiler ağı bir kültürün taşıyıcısıdır ve pratikte bir toplumla o toplumun kültürünü birbirlerinden ayrı olarak incelemek mümkün değildir. Her uygarlık bir toplumun ilişkiler ağında temellenir ve pratikte bir uygarlıkla toplumunu birbirlerinden ayrı olarak incelemek mümkün değildir. Bir uygarlık “anlaşılabilir bir inceleme alanı” olarak tanımlanabilir; belli sayıda değişik halkların farklı eylem alanları arasındaki ortak zemin ve belirli bir toplum türünün bir temsilcisi. Bir ilişkiler ağı, mekan boyutunda olduğu gibi zaman boyutu içinde de yer alan bir olay olduğuna göre, belli evrelere sahip olacaktır. Tarihleri şimdiye kadar kayda geçen uygarlıklar, ayrı ayrı doğumları olan nesnel gerçekliklerdir, bunların çoğu ayrıca çeşitli dönemlerde, çeşitli derecelerde serpilip büyümüşlerdir, bazıları çözülmüştür bazıları da erimeyle sonuçlanan bir çözülme sürecinden geçmişlerdir. Uygarlıkların kalıplı evrelerden meydana gelen bir tarihleri olduğunu söylerken bunları insanlaştırmıyorum. İnsani olmayan bir anlaşılabilir inceleme alanında “örneğin bir kristal” düzenli evre kalıpları inde değişen bir nesnel gerçeklik olabilir.

Uygarlıklar, tıpkı anayasalar, devletler, kiliseler gibi ve aynı nedenlerle gözle görülmeyen varlıklardır. Ama uygarlıklarında gözle görülür tezahürleri olur, Prusya devletinin altın taçlı kartalları ve dikenli miğferleri, Hıristiyan kilisesinin çarmıhları ve cübbeleri gibi. Bir Mısır, bir Yunan bir de Rönesans öncesi Avrupa heykelini yan yana koyun. Bunlardan hangisinin, hangi heykel okulunun ürünü olduğunu görmemek imkânsızdır. Üç sanatsal üslubun birbirinden ayrılığı sadece gözle görülebilir değildir; kesindir, herhangi bir devletin ürün ya da amblemlerinden daha kesindir. Bir uygarlığın ayırıcı sanatsal üslubunu, zaman ve mekân içinde araştırmak, bu üslubun dile getirdiği uygarlığın zaman ve mekân sınırlarını da açığa çıkarır. Herhangi bir uygarlık çevresi içindeki çeşitli üsluplar, kendi ararlında belirli bir tutarlılığa yönelirler ve üsluplar uygarlık tarihinin girdiği dinamik biçimlerin ete kemiğe bürünmesidir. Niteliği belirtilmemiş bir sanat eserini üslup dizisi içindeki yerine yerleştirebilme yeteneğimizin, bir üslubun gelişmesinin tek yönlü bir yol izlediğinin kanıtı olduğunu aşikârdır.

Sonuç olarak söylemek gerekirse, Toynbee için insanın maddi dünyası ne kadar düzeltilirse düzeltilsin, bu insanın sosyal adalet isteyen ruhunu teskin edemeyecektir. Batı insanının teknolojik buluşlarıyla dünya kaynakları ayrıcalıklı bir azınlık ile ayrıcalıksız bir çoğunluk arasında böyle adaletsiz dağıtıldıkça…

KAYNAKÇA
1. turkcebilgi.com
2. TOYNBEE, Arnold, Tarih Bilinci, Betaş Yayınları, 1978, İstanbul, 1.Cilt,
3. TOYNBEE, Medeniyet Yargılanıyor. Ağaç Yayıncılık, 1991, İstanbul,
4. koprudergisi.com
5. MERİÇ, Cemil, Kırk Ambar,
6. bugun.com.tr
7. medyakronik.com
8. medyakronik.com
9. alelma.org
10. milligazete.com.tr
11. ismetozel.org
12. tutak.gen.tr
13. evrenselbasim.com
14. cemilmeric.net
15. orkun.com.tr


[13529 kişi okudu] [3 kişi yorum yaptı]
YORUMLAR

p. özsoy
(24.04.2013 01:50:36)

Evet yazar yüzyıla damgasını vurmuş hem Almanlar hem de İngilizlerin kabul ettiği ingiliz tarihçidir görüşleri çeşitli disiplinlere etki eder.Makale yazarının eline sağlık çünkü metinleri aynı zamanda tarih felsefesi niteliğinde, kafa patlatmak gerekir felsefi düşünmek gerekir, eserleri baş yapıt niteliğindedir, ingilizce orjinal metinleri bazı yerlerde daha net anlaşılır.Bu sebeple tekrar taktir ettim.



turan güneş
(31.10.2010 13:52:34)

bize bu bilgileri ulastirdıgınız için çok tşkr edr . daha genişletilmiş ve açik bilgiler olsa daha çok iyi olur:))

turan güneş
(31.10.2010 13:50:20)


 
Daha güzellerini okumak istiyorsanız, lütfen yorumlarınızı yazın.

 

Yazarın Bu Bölümdeki Son Yazıları
Konu Tarih Hit Yorum
2009 BİLİMKURGU HİKAYE YARIŞMASI 11.05.2009 2953 0
ÜMRANİYE BELEDİYESİ 5. GELENEKSEL ŞİİR YARIŞMASI 24.11.2008 3489 2


Bu Kategorideki Son Yazılar
Konu Yazar Hit Yorum
HASANKEYF Çocukça dergisi 2585 1
BİNGÖL metin yüksel balaman 3501 1
ERZİNCAN Yunus Taner 5941 8
YAVRU VATAN KIBRIS MUHAMMET ÖZATA 2477 1
HaTaY burcu gök 2284 0
Ankara beyza dal 1793 0
Akşehir/ KONYA elif sevgican 6740 0
HATAY Burcu Gül 3757 0
GÜZEL EDİRNEM Mustafa Yücekaya 4647 2

Bu Bölümde En Çok Okunanlar
Konu Yazar Hit Yorum
Kompozisyon Nedir? Meral AYDIN 311394 78
İngilizce Şiirler - Türkçe Tercümeli Serdar Yıldırım 207971 15
Matematik Bilmeceleri 1 Zeynep Sude 180875 219
Vatan hakkında Örnek Bir Kompozisyon Hayati Özcan 119297 94
Atilla ÇAKIROĞLU Refik Selimoğlu 94470 110
Efes Antik Kent Ömerhan Kaptanoğlu 65804 11
Cevaplar Derleyen: Zeynep Sude 56385 59
YÜZSÜZ KOMŞU (SKEÇ) Ülkü Duysak 50319 27
Bayrak Nahit Sarı 48460 6
Üzeyir GÜNDÜZ Refik Selimoğlu 41136 58

Bu Bölümde En Çok Yorumlananlar
Konu Yazar Hit Yorum
Haiti Mektupları - 35 Adnan Fahir Akyol 10560 221
Matematik Bilmeceleri 1 Zeynep Sude 180875 219
Atilla ÇAKIROĞLU Refik Selimoğlu 94470 110
Vatan hakkında Örnek Bir Kompozisyon Hayati Özcan 119297 94
Kompozisyon Nedir? Meral AYDIN 311394 78
Yazgülü KARALAR Refik Selimoğlu 12112 63
BİR SORU Ferda Anıl 6617 62
Cevaplar Derleyen: Zeynep Sude 56385 59
Üzeyir GÜNDÜZ Refik Selimoğlu 41136 58
İŞTE SORU Mert Çil 8334 53
Yasal Uyarı
Sitemizde yayınlanmakta olan ses, resim ve metinleri, bilgisayarınıza indirip kayıt edebilir ve ticari olmamak kaydıyla kişisel amaçla kullanabilirsiniz. Sitemizde yer alan metinlerin, ses dosyalarının, resimlerin kopyalanması, gerçek veya elektronik ortamlarda yayınlanması, dağıtılması Türkiye Cumhuriyeti yasaları ve uluslararası yasalarla korunmaktadır ve telif hakları temsilcisinin önceden yazılı iznini gerektirir. Bu eser, üyemiz Ahmet Buğra Ilgaz tarafından sitemize gönderilmiştir. Bu dokümanın yayınlanması kullanılması dağıtılması kopyalanması ile ilgili hususlarda www.kalem.biz hiç bir şekilde sorumlu ve taraf değildir. Sitemiz tüm bölümleriyle, Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na uygun olarak yayın yapmaktadır.
Bu eserin burada yasadışı olarak yayınlandığını düşünüyorsanız lütfen bizi uyarınız..  

Web Kalem - Edebiyat Okulu
     
Tüm köşe yazıları için tıklayın...
 
      Köşe Yazıları
Editör .
Artık Yazma Zamanı
 
Rıfkı Kaymaz
Kurbağa ile Fare
 
Ferit Kasim
Muhayyile
 
Sırrı Er
Çanakkale şiiri nerede ve nasıl yazıldı?
 
Ülkü Duysak
Bana
 
Erhan Şibik
Bir Çocuk Ağlar ve Kent Islanır
 
HALİS AYHANLI
Bir Başarı Öyküsü Başarı Kreş ve Anaokulu
 
Erdal Noyan
Yeni Evin Birincil Konuğu
 
Rümeysa Dolaş
Dört Mevsim İlle de İlkbahar
 
Oyhan Hasan Bıldırki
Mektup
 
Üzeyir Gündüz
DOLUNAYA KAFA TUTAN KEDİ
 
Erbay KÜCET
'Seksenler' Neyimiz Oluyor?
 
Osman Aytekin
Analar
 
Ayşegül Sözen Dağ
Ninemin Oyunu
 
Leyla Uğur Karaca
Günleriniz Aydın Olsun
 
Fatma Yangin Eksioglu
KAHRAMAN KORSAN
 
Nur Ersen
KARA TREN
 
Melike Cerit
Dedeme Nineme Mektup
 
     
Tüm Köşe Yazıları ...
  Tarihte Bugün  
  ------------------------- 1676 Macar bağımsızlık hareketinin önderi Francis II Rákóczi (ölüm:1735) doğdu.   1692 Bahadırzade Arabacı Ali Paşa sadrazamlıktan alınarak yerine Bozoklu (Bıyıklı) Mustafa Paşa atandı.   1845 Alman fizikçi Nobel Fizik Ödülü sahibi Wilhelm Conrad Röntgen (ölüm: 1923) doğdu.   1854 Kırım Savaşı: İngiltere Rusya'ya savaş ilan etti.   1889 Türk yazar Yakup Kadri Karaosmanoğlu (ölüm:1974) doğdu.   1918 Besarabya ve Moldova Romanya'ya katıldı.   1923 Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey, Ankara'da Topal Osman'ın adamları tarafından öldürüldü.   1927 Türk politikacı ve diplomat Coşkun Kırca (ölüm: 2005) doğdu.   1930 Gazete primleri hakkında kanun, TBMM'de kabul edildi.(Kanun, yeni Türk harflerinin kabulünden bu yana çıkan günlük siyasi gazete sahiplerine prim ödenmesini öngörüyordu.)   1950 Bizim Köy'ün yazarı Mahmut Makal tutuklandı. Mahmut Makal, köyün ekonomik ve sosyal yapısını kötü gösterdiği gerekçesiyle, hem Cumhuriyet Halk Partisi hem de Demokrat Parti döneminde çeşitli baskılarla karşılaştı.   1953 Türk yazar Adnan Yücel (ölüm: 2002) doğdu.   1955 Dünya Ordulararası Futbol Şampiyonası'nı İtalya'yı 3-2 yenen Türk Ordu Milli Takımı kazandı.   1958 Nikita Khrushchev, SSCB'de başbakanlığa yükseldi.   1961 Dünya ve Türkiye dergisindeki yazısından dolayı tutuklu bulunan Prof. Ali Fuat Başgil tahliye edildi.   1962 Dünya Tiyatro Günü, merkezi Paris'te bulunan Uluslararası Tiyatro Enstitüsünün (ITI) girişimiyle bu yıldan itibaren kutlanmaya başlandı.   1964 İki Türk bakanın görevine son veren Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios, Rauf Denktaş'ın adaya girişini yasakladı.   1969 Koç Holding'e ait Aygaz tankeri Ege denizinde alabora oldu, 15 kişilik mürettebattan 1 kişi kurtulabildi.   1969 Koç Holding'e ait Aygaz tankeri Ege Denizi'nde alabora oldu, 15 kişilik mürettebattan 1 kişi kurtulabildi.   1972 Yılmaz Güney gözaltına alındı.   1972 Türkiye Halk Kurtuluş Partisi- Cephesi lideri Mahir Çayan ve arkadaşları Ünye Radar Üssü'nden 3 İngiliz teknisyeni kaçırdı.   1974 Türk Yükseltme Cemiyeti'nin adı "Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Derneği" olarak değiştirildi.   1976 Dışişleri Bakanı Çağlayangil ile ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger Washington'da Savunma İşbirliği Anlaşması'nı imzaladı. Bu anlaşmaya göre, Türkiye üslere izin verecek, Amerika Birleşik Devletleri de buna karşılık Türkiye'ye 4 yıl için 15 milyar   1976 Dışişleri Bakanı İ.Sabri Çağlayangil ile ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, Washington, DC'de Savunma İşbirliği Anlaşması'nı imzaladı. Bu anlaşmaya göre, Türkiye üslere izin çıkaracak, ABD de buna karşılık Türkiye'ye yardımda bulunacak.   1977 Kanarya Adaları'nda iki jumbo jetin yerde çarpışması sonucu 574 kişi hayatını kaybetti.   1977 Kanarya Adaları'nın Tenerife Havaalanı'nda uçuşa geçmek üzere olan Hollanda Havayolları'na ait Boeing 747 tipi yolcu uçağı, yine havalanmak üzere olan PanAm'a ait başka bir Boeing ile pistte çarpıştı. Kazada 575 kişi öldü, 70 kişi yaralandı   1982 İki kişiyi öldürmekten hükümlü sağ görüşlü Fikri Arıkan'ın idam cezası Ankara'da infaz edildi.   1986 Türk grafik sanatçısı İhap Hulusi Görey (doğ: 1898) öldü.   1986 Hayali mobilya davasında 10 yıldır yargılanan Yahya Demirel tahliye edildi.   1986 Hayali mobilya davasından 10 yıldır yargılanan Yahya Demirel tahliye oldu. Yahya Demirel cezaevinden çıkınca ilk iş olarak amcası Süleyman Demirel'i ziyaret edip elini öptü.   1987 'Hora' (Sismik-1) gemisinin, petrol aramak için Ege'nin uluslararası karasularına açılmasının Yunanistan'ın petrol aramaları için açıkladığı tarihe rastlaması, iki ülkenin silahlı kuvvetlerini alarma geçirdi.   1987 Türk ressam Mahmut Cuda öldü.   1987 ''Hora'' (Sismik-1) gemisinin, petrol aramak için Ege'nin uluslararası karasularına açılmasının Yunanistan'ın petrol aramaları için açıkladığı tarihe rastlaması, iki ülkenin   1991 İstanbul Valiliği memur sendikalarını mühürletti. Bu olayı protesto eden 2000 kişilik memur grubuna polis müdahale etti, 6 kişi yaralandı.   1994 Eurofighter Typhoon ilk test uçuşunu yaptı.   1995 ABD Büyükelçiliği Uyuşturucuyla Mücadele Birimi, Özelleştirme Yüksek Kurulu'nu, HAVAŞ ihalesine katılan Kumarhaneler Kralı Ömer Lütfü Topal'ın uyuşturucu bağlantısı olduğu konusunda uyardı.   1996 ABD Başkanı Bil Clinton, eşi Hilary Clinton ve kızı Chelsea ile Türkiye'ye geldi.   1996 ABD Başkanı Bill Clinton, eşi Hillary Clinton ve kızı Chelsea ile Türkiye'ye geldi.   1997 Polisin cep telefonlarını dinlemek üzere 6 santrale dinleme sistemleri yerleştirdiği ileri sürüldü.   1999 Nissan - Renault arasında güç birliği anlaşması imzalandı.   2000 Vladimir Putin, Rusya Devlet Başkanlığı'na seçildi.   2000 Alaattin Çakıcı'nın adamları Karagümrük'te, Nuri Ergin'in ağabeyi Nejat Ergin'in başkanlığını yaptığı Öz Karagümrüklüler Derneği yerine Fatih Karagümrük Spor Kulübü Lokali'ni bastı. Olayda hiçbir şeyden haberi olamayan 16 kişi yaralandı.   2006 Polonyalı yazar Stanislaw Lem (doğ: 1921) öldü.   27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü: 1961 yılından beri 48 ülkede her yıl 27 Mart Uluslararası Tiyatro Birliği'nin ulusal merkezlerinin öncülüğünde kutlanıyor.   425 İmparator II. Theodosius zamanında İstanbul'da, ''Auditorium'' adıyla ilk yüksek okul açıldı. Okulda 31 profesör, Latince ve Grekçe hitabet ve gramer, hukuk ve felsefe dersleri vermeye başladı.  

Oğuz Moldur  
 
  Belirli Gün ve Haftalar  
   
Geleneksel Tiyatromuz: Karagöz Hacivat

Yüzyıllar boyunca zevkle izlenen Karagöz-Hacivat oyunu ile ilgili olarak neler biliyoruz?

...

 
  Refik Selimoğlu  
  hayvanlar  
    hayvanlar neden konuşmaz?
İnsanlar aralarında konuşurlar çünkü zekidirler. Hayvanlar insanlar kadar zeki ...
 
  ipek can  
  Misafir Defteri  
   
tek kelimeyle süper ödevim için işe yaradı saol ...
 
  büşra    
Deyimlerimiz
    Ana gibi yar ,Bağdat gibi diyar olmaz.
Dilimizdeki "Ana gibi yar ,Bağdat gibi diyar olmaz."sözünün aslı muhtemelen "Ane gibi yar,Bağdat gib ...
 
  efranerza  
  Bir Kitap  
    Eğlenceli Sorular
Ersin Osman SÖĞÜTLÜ
Sayılar ve sayı dizileri, Şekil ve kelime tamamlama gibi pek çok sorul ...
 
  Emre Pekün  
  Güzelim, adını kola kutularında arama. ...
Burak Şen
 
  Minik Kalemler
  Kompozisyonlar
  Öyküler
  Şiirler
  Derlemeler
  Resimler
  Diğer
 Amatör Kalemler
 
  Kompozisyonlar
  Öyküler
  Şiirler
  Derlemeler
  Diğer
 Usta Kalemler
 
  Yazı
  Öykü
  Şiir
  Derleme
  MASAL/FABL
  Galeri
  Diğer
  Çocuk Kitaplığı
  Kategoriye Göre
  Yazar Adına Göre
  Yayınevine Göre
 Ansiklopedik ve...
 
  Belirli Günler ve Haftalar
  Okul Öncesi
  Bilgi Küpü
  Deyimler ve Öyküleri
  Tarihte Bugün
  Linkler
  Gezi Notları
  Çocuk Edebiyatçıları
  Çocuk Edb. Araştırmaları
  Şehirlerimiz
  Başka
  English Articles
  Günlüğümden
  Matematik Yazıları
  Zeka Küpü
  Mizah Tükkanı
  Genç Tüketici
  Hobilerimiz
  Piyes
  Güzel Türkçemiz
  Duyurular
  Çocuk Yayınevleri
  Aile Bilgilendirme Platformu
 Galeri
  Objektiflerden
  Adam Olacak Çocuk
  Küçükken Büyünür
  Çeşitli
  Sözün Özü
  Hoşlanmadığımız Sözler
  Yanlış Sözler
  Duvar Yazıları
  Öğrenci Sözleri
  Yöresel Sözler
  Atasözleri
  Özdeyişler
  Bilmeceler
  Mesaj / Duyuru