Mektup      
   
     
  Henüz yolun başındasınız. Zaman geçmiş değil.

“Geleceğe umutla koşan tomurcuklar,
Biz, sizleri birinizi diğerinden ayırmadan, yüreğimizin olanca sıcaklığı ile seviyoruz. Bu sevgimizi de, bıkıp usanmadan, günün her saatindeki günaydınlarımızla açığa vuruyoruz. Fakat, hemen hepimiz, sınıfa girdiğimizde, bu günaydının, sizin boş veren, aldırmayan, dinlemeyen tutumunuz sonucu, havada kaldığını görüyoruz. Bu tutumunuzdan, aranızdaki bazı arkadaşlarınızın da çok üzüldüğünü biliyoruz. Onların gözlerinde, sizin adınıza belirtmeye çalıştıkları özür dileme parıltıları yanıyor. Ama çoğunuz, bu parıltıların farkında değilsiniz.
Kendi adıma, sizlere şaşıyorum. Her gün bin bir umutla aştığınız, sabırla tükettiğiniz okul yolundaki ilerleyen adımlarınız, sizi nereye taşıyor? Niçin hem yolda, hem okulda, hem sınıflarda, birbirinizi incitiyorsunuz? Lüzumsuz bağrışmalar, itişip kakışmalar, çirkin küfürler, alçaltıcı bakışlar, bitmez tükenmez dedikodular, bir yerlerinizi kırmaya çok istekli olan çelmelerle, nereye gidiyor, neye ulaşmak istiyorsunuz? Amacınız şakalaşmak mı, dövüşmek mi? Amacınız yasak savmak mı, yoksa okumak mı?
Çok iyi biliyoruz. Evinizde, geride bıraktıklarınız, sizlerden bu türlü davranışlar istemiyorlar. Onlar, sizin geleceğinizi kurabilmenin telâşındalar. Bu yolda, üzerlerine düşeni yapmaya çalışıyorlar. Fakat siz, onların sizi okutmak isteklerinin önüne, lüzumsuz davranışlarınızla yeni yeni “Çin setleri” örüyorsunuz.
Öyle olmasaydı, yeni veya eski öğretmenlerinize, sınıfınıza girdikleri vakit günaydın deme fırsatı tanırdınız. Ama çoğunuz, bunu yapmıyorsunuz. Size yüreklerinin bütün sıcaklığını açmış olan öğretmenlerinize, ayağa bile kalkmaya tenezzül etmeden, olanca gücünüzle sürdürdüğünüz gürültüler arasında, sıra arkadaşlarınızı bile şikâyet etmeye kalkışıyorsunuz. Yetmedi: Daha neler, neler söylüyorsunuz. Ve farkında olmadan, bütün sınıf arkadaşlarınızın, şöyle veya böyle, körpecik gönüllerini kırıyorsunuz. Öğretmenlerinizi şimdi anlayamayacağınız bir şekilde, fakat sonsuz derecede kırıyorsunuz. Bitmedi: Henüz daha öğretmeniniz, kürsüdeki yerini almadan, bir köşeden diğer köşeye lâf atmaya, iki sıra arkanızdakini tokatlamaya, daha ileridekine kindar bakışlar fırlatmaya, velhasıl size yapılmasını istemediklerinizi, sözüm ona, arkadaşlarınıza yapmaya devam ediyorsunuz. Sonunda da nice kâlpler kırıyor, nice saraylar yıkıyorsunuz.
“Ne zamana kadar mı?”, diyorsunuz?
Siz, “Zaman nedir?” tanımıyorsunuz ki... Biz, bu şekildeki hoş olmayan davranışlarınızı, hepinizin çocukluğunuza veriyoruz. Sabırla; olgunlaşacağınız, ağır başlı, ders dinlemeye ve öğrenmeye istekli olacağınız, hepinizi bu yola çağıracak olan zillerin çalmasını bekliyoruz. Henüz yolun başındasınız. Zaman geçmiş değil. Okulda bulunuşunuzun tek amacının okumak olduğunu unutmayınız. Yoksa, bunun dışında, okula taşıdıklarınızı, sınıflara soktuklarınızı, sokaktaki adam da yapar. Ama siz, sokaktaki adamdan farklı olmalısınız, değil mi?
Söylediklerimden pay alacağınız umuduyla, her şeye rağmen, yüreğimdeki en sıcak duygularla, gözlerinizden teker teker öperim.”

Oyhan Hasan Bıldırki

 
    Oyhan Hasan Bıldırki