Bir Başarı Öyküsü Başarı Kreş ve Anaokulu      
   
  Eğitim ve öğretmen denilince nedense hep bir devlet işi veya devlet mecburiyeti olarak düşünürüz yanlış olarak. Biraz da modern zamanların kentlerdeki ailelerin yaşadıkları bir mecburiyet olarak çocukların bakımı ve temel ihtiyaçları için kreşler veya anaokulları aklımıza gelir. Hâlbuki eğitim bir mecburiyet değil, kendimizi gerçekleştirme ve çocuklarımız ile gençlerimiz ideal insanlar olarak yetişsinler sevdasıdır, arzusudur.

Her iş gibi eğitim de temelden başlıyor, kökten başlıyor. Bu yüzden dev gökdelendekilerin tersine eğitim ve insan hayatında ilk basamaklar daha önemli ve daha muhteşem! Kökler ah, insanın, hayatın ve ümitlerin kökleri hiç mi hiç vazgeçilmez. Üstelik meyveler dolu dallar gibi yeşil ve rengârenk değillerdir. Sadece alçakgönüllü hayat kökleridir onlar. Onlar olmazsa ağaç beslenmez, doğrulmaz, yeşermez ve meyve vermez. Gerçi o kökler ki hep yokmuş gibidirler, her daim yerin altındadırlar. Gözlerinizle göremezsiniz onları, aklınız ve ruhunuzla hissedersiniz. Onlar vardır çünkü hala ağaçlar ayakta, canlı ve meyve vermektedirler.

Bunun yanında bazı ağaçlar vardırlar, kökler gibidirler. Onların varlıkları sayesinde toprağa tutunuruz, bitkiler ve ağaçlar toprağa tutunurlar. Ben nedense ilkokul öğretmenlerimi, bugünün anaokulu öğretmenlerini de o kök ağaçlara benzetirim. Onlarla çocuklarımız hayata tutunurlar. Bizler de hayata tutunuruz. Sevgiye bağlanırız ve inanırız. Çocuklarımızı biz anne ve babalardan daha çok sevebilen ilk insanlardır onlar. Ve çocuklarımıza eğitim veren bizim öğretemediklerimizi öğreten ilk insanlar…

Yıllar önce vefat etmiş bir ilköğretim müfettişi Nahit Dinçer’in vasiyetini okumuştum. Ne olur ilkokul çağındaki çocuklarımıza sahip çıkın. Şimdi yaşasaydı anaokulu ve kreş çocuklarına da sahip çıkın derdi. Çünkü her şey bu çocukluk evresinde olup bitmiyor mu? Zekânın gelişimi, ilk öğrenilen kök kelimeler, sevgi sözcükleri, ilk güvenme, ilk kendini koruma, ilk kendini gerçekleştirme hep bu dönemin ürünü değil mi?

İtiraf edeyim biz de ilk çocuklarımızı eğitim ve kendini gerçekleştirme değil, sadece bakımları için bakıcı ve kreş konusunu düşündük. İlk bakıcılarımız Sinem Abla ve Selma Ablalara çok şey borçluyuz. Onların temellere katkılarını zamanla daha iyi anlıyorum. Ama Kreş ve anaokulu bağlamında ilk deneyimimizi Başarı Kreş ve Anaokuluyla yaşadık. Artık çocuklarımızı evde bakabilmek imkânsız hale gelmişti. Ben eşim çalışıyorduk. En yakın kreşler, iyi eğitim veren iyi ilgilenen kreşler, tavsiyeler filan derken Yenimahalle’de Başarı Kreş ve Anaokulunu keşfettik. Keşfettik diyorum, zira çocuklarımız için gerçekten bir hazine bir cankurtaran oldular. Bunu da zamanla öğrendik…

İlk günü hatırlıyorum. Çocuklarımızın ikisini de bırakmıştık içeriye. Büyüğü 4 küçüğü ise 2,5 yaşındaydı. İlk defa ev dışında bir yere bırakıyor, ilk defa tanımadığımız birilerine çocuklarımızı teslim ediyorduk. Bunda elbette ki ilk izlenimlerin o kadar büyük etkisi vardı ki, özellikle de Yeter Hanımı dinledikten ve Firdes Hanımla konuştuktan sonra burası sadece bakım yeri değil aynı zamanda eğitim yeri demiştik, olumlu izlenimler kolayca oluşuvermişti.

İlk defa orada çocuklarımız için bizden daha fazla düşünen, daha duyarlı davranan ve bize bile bazı iyi yaşam ve eğitim kuralları sunan bir kurumla karşı karşıya idik. Bazen çocuklarımız kreşe gitmek istemedikleri için ağladıklarında, “Siz bize bırakın, biz onlarla daha iyi ilgileniriz” diyen Şükran ve Gülcan Hanımı unutmak mümkün mü? Bu arada, Şükran Hanım, çocuklarımızın deyişiyle “Şükran Hanım müdür yardımcısıydı!” Çocuklarımızın ilk öğretmenleri Feyza ve Alev öğretmenleri saygı ve sevgiyle yâd ediyorum. Biz ilk onların ellerine bıraktık minik yavrularımızı.
Derken ilk veli toplantımız ve A. Behramoğlu’nun “Çocuklar da ülkeler gibidir” şiiriyle çocuklarımızın varlık kapılarını bizim için aralayan Yeter Hanımın sunumu. “Benim çocuklarım artık 5 yaş çocuğu, şunu yaparlar, şunu sevmezler, şunu isterler…” Ne kadar da hoş bir tanımlamalar ve kılavuz kaptan uyarıları geçiyordu sunumun içinde. Çocuklarımızın bedensel gelişimleri, öz bakım becerileri, bilişsel kapasiteleri, “Başarı”ya düşen görevler, anne babalara düşen görevler ve doğru davranışlar derken bütünlüklü bir bakım ve eğitim programıyla tanışıyorduk o gün. Sonra birlikte yediğimiz kekler, börekler… Sonra da bilgilendirme tabi ki! “Bütün bu yiyecekleri biz mutfağımızda doğal malzeme kullanarak yapıyoruz. Mutfakta ayrı bir başarı öyküsü var. Mesela kekleri şekerle değil, pekmezle yaptılar… Siz de lütfen çocuklarınıza abur cubur ve doğal olmayan yiyecekler yedirmeyin…”

İkinci yıl daha da deneyimliyiz artık derken, Yağızalp’i Anaokulu bölümüne erken gönderdiğimiz için bir anda danışmanlığa ihtiyaç duyar hale geliyoruz. İlk iki hafta önemli bizim için acaba alışacak mı? Ve yine bir teşekkür ve başarı öyküsü, yeter Hanım ilk 10 gün hep çocuğumuzu eski grubu içinden belli bir saat sonra alıyor ve anaokulu grubuna götürüyor. Derken bir gün anlıyoruz ki Yağızalp anaokulu sınıfına ve programına alışmış… Bir de özel parantez açmam gereken insan Sema Öğretmeni oğlumuzun, zamanla anlıyoruz ki Sema Hanım kendi çocuğuna nasıl bakıyorsa bizim Yağızalp’e ve tüm çocuklarına öyle bakıyor. Her almaya gittiğimde özellikle kış aylarında, Sema öğretmen çocukları ailelerine teslim etmeden önce iç çamaşırlarını değiştiriyor. “İçeride terlediler, dışarıya çıkınca hasta olmasınlar diye sizi beklettim, kusura bakmayın” diyerek eğer az bir zaman orada fazla beklediysek. Ve güler yüzü, duyarlılığı… Bir veli toplantısında çocuklarımızın videolarını izlemiştik. Orada bir çocuğumuz fazla hareketli olduğundan kendine zarar verebilecek bir hareket yapmak üzereyken Sema öğretmenin çığlığını duymuş, gülüşmüştük… Ne kadar da güzel ve doğallığına bir duyarlılık örneğiydi. Sonra kızımızın Yaprak öğretmeni, bana şunu yap dedi, şunu yapma dedi, vs. Baba olarak biliyorum ki, Zeyneple ilgilenebilmek gerçekten kolay değil... Ve yardımcı öğretmenlerine teşekkür etmeliyim. Ne kadar özverili ve güleryüzlüler... Hepsini anıyor çocuklarımız ...Çünkü ben bir örnek veriyorum ama Başarıdaki her ögretmen ve yonetici aynı fedakarlık ve titizliğe sahip. Anlıyorum ki, çocuklarımız öğretmenlerini severlerse onlardan birçok şeyi çok kolay öğreniyorlar. Öğrendiler de…

Çocuğun yeteneklerini keşfetmeyi ve onların iç dünyalarına inmeyi, çocuklarımıza bayramların önemini anlatmayı ve yaşatmayı dert edinen bir okul kadrosuyla karşılaşmak ne kadar da güzeldi. Gülcan Hanımın çocuklarımızın rüya görmeleriyle ilgili çözümlemeleri ve yaklaşım önerileri böyle bir şeydi.

Başarı Kreş ve Anaokulunun ilk geldiğimizde bir branş kadrosu vardı zaten. İngilizce, modern dans, halk oyunları, drama, satranç, bale, gibi. Ama biz ikinci yılımızdan itibaren bu eğitimleri daha ciddiye aldıklarını, bizim de ciddiye almamız gerektiğini hissettik. Özellikle bizim gönderdiğimiz derslerin hepsinden ciddi yarar gördük, çocuklarımızı çok pozitif etkilediğini ve yetiştirdiğini gördük. Biz tabi ki, sadece belli branşlara gönderebildik. Ama şu Lidyalıların yüzyıllar önce bulduğu şeyi bulmada biraz daha şanslı olsaydık hepsine göndermek isterdik. Çünkü her branş kendisi bizzat önemli olmasının yanında Başarı’da kreş ve anaokulu eğitimine uyarlanarak entegre edildiğini anlıyorduk. Yine zamanla ciddi bir eğitim ve hatta yeni bilgiler ve yaklaşımlar üretmenin olanaklı hale geldiğini, Başarı’nın ciddi bir birikiminin oluştuğunu görür olmuştuk. Modern dans veya müzik eğitimin özellikle bedensel senkronizasyon için kullanıldığını duymaktan çok mutlu olmuştum.

Her ders önemli ben sadece kısa örnekler veriyorum. Lütfen yanlış anlaşılmasın efendim. İngilizce dersleri ve derste öğrendikleri şarkıları doğru aksanla okumaları ne kadar da hoştu. Dil öğrenme konusunda veli toplantısındaki sunumları biz yetişkinler için bile öğreticiydi (!). Türk öğretmen ve uzmanların yanında anadili İngilizce olan öğretmenlerin olmasını en iyi çocuklarımızın İngilizce konuşma aksanından anlamıştık, çünkü telaffuzları –O yıllarca halledemediğimiz kahrolası telaffuz meselesi (!)- ne kadar da düzgündü. Bize buradaki dil eğitimiyle ne amaçladıklarını ifade etmelerinden etkilenmiştim. Zira alan birikimi ve öğretimin çocuk eğitimi merkezinde yapılandırılması ciddi emek ürünüydü.

Çocuklarımızın sinemaya, tiyatroya ve bazı klasik müzik dinletilerine götürülmesi ise ayrı bir güzellikti. Yeni konuşmaya başlayan çocuğumuzun bize evde koltuk minderleriyle sinema ekranı yaparak sinemayı canlandırması, “Kirli Cadı” filmini sessizlikle (!) izlettirmesi hoş bir sürpriz olmuştu. Toplu yaşama kurallarını yaşayarak öğrenmeleri ne kadar da doğru bir yöntemdi.

Özel günler ve bayramların kutlamaların ayrı bir güzellik ve canlılıkta kutlanmasına ayrı bir paragraf açmak gerek. Evet, çocuklarımız milletimiz için önemli gün ve bayramları bilmeliler. Hatta kreşin dışında bizim de çocuklarımızla birlikte bayramlara ve törelere gitmemiz önerisini hala önemserim. Eğer özel bir günde giderseniz, kreşin girişten itibaren o günün anısıyla etkileyici bir kompozisyona kavuşturulduğunu görebilirsiniz. Böylesi ortak kutlama ve hazırlıkların çocuklarımızın organizasyon yeteneklerini de geliştirdiğini anlayabiliyorum. Bu çocuğumuza bilinç kazandırmanın yanında ne kadar da değerli bir gelişim hediyesi…

Tabi ki bazı eğitimlerin zararı da yok değildi (!). Mucit sunumlarından etkilenen çocuklarımızın evde deneyler yapmak istemeleri, kağıtlar ve başka objelerle yapılan oyuncakların evin her bir köşesine dağılmaları bazen sorun da oluşturuyordu (!).

Bazı eğitimlere gönderememiş olsak bile çocuğumuzda bir bilinç ve bilginin oluştuğuna da şahit olmuştuk. Mesela Yağızalp’i satranç dersine gönderememiştik. Ama yılsonunda bir konuşma sırasında bizim sorduğumuz taşların hareket biçimlerini tamamıyla doğru olarak söylemişti. Nasıl öğrendiğini sorunca da “Okulda öğretmen ders verirken, dışarıya gelen konuşmalarından öğrendim!” demişti, şaşırmıştık…


Bunun yanında anaokulu sınıfına son yıl okula alıştırma bağlamında gelen Okuma Yazma Öğretmeni Eren Beyi de unutmamak gerekiyor. Ne kadar da iyi hazırlamıştı çocuklarımızı. Hatta biz yine yaşı küçük olduğu için okula başlatma konusunda yaşadığımız sıkıntıyı Eren öğretmenle de paylaşmıştık. Ne kadar da bizi yüreklendirmiş ve yönlendirmişti. Aynı yardımı gelişim psikologumuz Yeter Hanımdan da görmüştük. Yeter Hanım neredeyse anaokulunun başı gibi sonunda da çocuğumuz için ciddi emek harcamıştı…


Artık bugün büyük çocuğumuz ilkokul Birinci sınıf öğrencisi. Fatih İlköğretimde yine çocukları seven ve iyi eğitimci ve öğretmenliğin yanında sevgiyi de yeşerten Çiğdem Öğretmenin sınıfında. Bu kadar çok insanın verdiği emeklerin boşa gitmeyeceğine inanıyoruz. Ve olumlu sonuçlarını görüyoruz. Küçük çocuğumuz Zeynep hala Başarı kreşte, Yaprak Hanıma emanet ediyoruz haftada beş gün. Ve evde bol bol Türkçe ve İngilizce şarkı dinliyor, şiirler okutuyor ve boyama yapıyoruz. Karşılaştığımız her tür gelişim ve eğitim olayıyla ilgili yine Başarı’ya başvuruyoruz. Her defasında da doyurucu bilgiler alıyoruz. Diyelim bazen onlar için de problemi aşmak mümkün değil, kaliteli paylaşımlarda bulunmuş oluyoruz. Bu bizim için o kadar yaşamsal katkılar sağlıyor ki, ne kadar teşekkür etsek azdır…

Bugün Başarı kreş ve anaokulu gibi başarı öykülerine ciddi ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Bu oluşan birikim dilerim uzun yıllar Yenimahalle’de çocuklarımızı yetiştirir. Ve dilerim hep daima ileriye giderler… Bizim gibi başlangıçta zorunluluktan çocuklarını kreşe emanet edenlerin dünyalarında çocuk ve gelişimi apayrı bir yer edinir.

24 Kasım Öğretmenler Günü vesilesiyle bizleri yetiştiren bugün hayatta olmayan öğretmenlerimizin, çocuklarımızın öğretmenlerinin, Kalem sitemizin öğretmen yazar ve üyelerinin, Başarı Kreş ve Anaokulu gibi başarı öyküsü oluşturmuş kurumlarımızın ve tüm kadrosunun gününü kalpten kutluyorum efendim.

Not: Başarı kreş ve anaokulunu merak eden dostlarımızın yolları düşerse, Yenimahalle’de sessiz bir sokağın köşesinde çocuk cıvıltılarıyla dolu bir bahçe görecekler. Bu bahçe, gün içinde belirli bir saatte çocukların oyun oynadığı, hava aldığı küçük ama işlevsel bir bahçe. Yöneticisine bir merhaba diyebilirsiniz.
Merak edenler için www.basarianaokulu.net/

 
    HALİS AYHANLI