KAHRAMAN KORSAN      
   
     
  Adım Korsan. Üç bacaklı bir köpeğim. Üç bacaklı bir köpek olur mu diye şaşırdınız sanırım. Olmaz tabi ki. Eskiden ben de dört bacaklıydım. İsterseniz size hikâyemi anlatayım.
Daha küçücük bir yavruyken annemi ve kardeşlerimi kaybettim. Sokaklarda kendi başıma yaşamaya çalışıyordum.
Küçük bir yavru köpek için sokaklarda tek başına yaşamak ne demektir bilir misiniz? Yaramaz çocuklar tarafından itilip kakılmak, yiyecek bulmak için çöpleri karıştırmak demektir. Bulduğun yiyeceği elinden almak için daha büyük ve güçlü köpekler tarafından kovalanmak demektir. Bunun gibi daha bir sürü tehlikelerle dolu bir hayat demektir!
İşte bütün bu zorluklarla hayatta kalmaya çalışıyordum.
Bir gece yine yiyecek bulmak ümidiyle ara sokaklarda dolaşırken. Birden önüme bir araba çıktı. Ne olduğunu anlayamadan arabanın altında kaldım. Büyük bir acıyla bağırdım. Arabadakiler bana ne olduğuna bile bakmadılar. Hızla uzaklaştılar. Büyük bir acı duyuyordum. Ayağım ezilmişti. Sanki dünyam kararmıştı ama yine de başka arabaların altında kalmamak için yolun kenarına gitmem gerektiğini düşünebildim. Yaralı ayağımı sürükleyerek yolun kıyısına kendimi zor attım. Ayağım kanlar içerisindeydi. Çok acı çekiyordum. Sabaha kadar inledim.
Gün ağardığında insanların beni görüp yardım edeceğini düşünüyordum. Ama onlar sadece acıyarak bakıyorlar ve yanımdan geçip gidiyorlardı.
“Vah, vah!” diye acıyanlar da vardı.“Ayyy!” diye gözünü kapatıp yolunu değiştirenler de.
“Bu sokak köpekleri tehlike yaratıyorlar, belediyeye haber verip bunları temizlemek lazım.” diyenler de vardı.
Çektiğim acı karşısında, bana acıyıp yardım edeceklerine gülerek taş atan çocuklar bile vardı.
Bense bir yandan duyduğum acıdan ötürü inleyip titrerken, bir yandan da bana yardım edecek birileri çıkar mı diye ümitle bekliyordum.
İşte tam o sırada iki çocuk beni gördü. Yanıma geldiler. Hayvanları sevdikleri her hallerinden belliydi. Çünkü bana taş atan çocukları oradan uzaklaştırdılar. Bunlar, Suna ve Tuna adında iki kardeşti.
Suna, şefkatle yanıma yaklaşıp başımı okşadı, tatlı bir sesle;
“Ah canım, çok mu acı çekiyorsun?” dedi.
Onun gözlerine yalvarır gibi baktım. Canımın çok yandığını anlatmak için inlemeye başladım.
Başlangıçta yanıma yaklaşmaya korkan kardeşine dönerek;
“Gel Tuna, bak hiçbir şey yapmıyor.” dedi.
Tuna da ablasının yanına gelip başımı okşamaya başladı. Duyduğum acıyla yaşarmış olan gözlerime bakıp, ablasına döndü;
“Yazık, çok acı çekiyor olmalı!” dedi.
“Zavallıya yardım etmeliyiz. Koş Tuna anneme haber ver!”
Tuna ablasının dediğini ikiletmedi. Eve koştu. Biraz sonra anneleri de gelmişti. Ne iyi insandı. Yanıma çömelip ayağıma baktı;
“Çocuklar biz buna bir şey yapamayız. Veterinere götürmek lazım.” dedi. Götürdüler.
Veteriner, ezilen ayağımın iyileşmeyeceğini, yaşamam için kesilmesi gerektiğini söylediğinde çok üzüldüm. Üç bacaklı bir sokak köpeği olarak yaşamam çok zordu. Ama kimseye bir şey söyleyemiyordum. Veteriner beni tedavi altına aldı.
“İyileşinceye kadar burada kalabilir.” dedi.
Suna ve Tuna tedavim süresince her gün beni ziyaret ettiler. Bana yiyecek ve kemik getirdiler. Onları çok seviyordum, iyice alışmıştım.
İyileştikten sonra sokaklara dönmek beni çok korkutuyordu. Çünkü eskisi kadar hızlı koşamıyordum. Yiyecek ararken güçlü köpeklerin ve yaramaz çocukların elinden kaçamayacağımı düşünerek üzülüyordum.
Veterinerle Nermin Hanımın konuşmalarından beni bir barınağa yerleştirmeyi planladıklarını anladım. Suna ve Tuna bu süre zarfında bana iyice bağlanmışlardı. İki kardeş, benim barınaktaki diğer sağlam ve güçlü köpeklerin arasında kalmamın tehlikeli olacağını düşünüyorlardı.
Bir gün aralarında konuşurlarken;
Suna kardeşine;
“Zavallıcığın artık sokaklarda yaşaması çok zor olacak.” dediğinde, Tuna da ona;
“Haklısın, onun için ben de endişeleniyorum.” demişti.
Suna yeniden şefkat ve sevgiyle başımı okşadı;
“Annemle babama söylesek bizim köpeğimiz olmasına izin verirler mi acaba?”
Tuna;
“Biliyorsun onun haline onlar da çok üzülmüşlerdi. Belki izin verirler.” dedi.
Bunu duyunca çok sevindim. Ne iyi insanlar vardı. Ama içimde ya anne babaları beni kabul etmezlerse diye de bir korku vardı.
Beni alıp evlerine götürmek için annelerine yalvardılar.
Nermin Hanım da beni çok sevmişti. Ben de hayatımı kurtaran bu iyi insanları çok seviyor, her hareketimle bunu belli ediyordum. Onlardan ayrılacağıma üzülüyor, yeniden sokaklara dönmeye korkuyordum.
Ama bu kararı tek başlarına almaları imkânsızdı. Babalarının da onayını almak gerekiyordu. Çünkü Ayhan Bey evde bir hayvan beslenmesine karşıydı.
“Olmaz!” dedi. “Üstelik korsan gibi tek bacaklı, sakat bir hayvanı alıp da ne yapacaksınız? Bu haliyle hiçbir işe yaramaz.”
Çocuklar, anneleri Nermin Hanım’ın da desteğiyle yalvara yakara Ayhan Bey’i razı ettiler. Ama Ayhan Bey’in bir şartı vardı;
“Köpek kesinlikle evde yaşamayacak.” dedi.
Bunun üzerine bahçede bana bir kulübe yaptılar. Çocuklar, kesik bacağımdan ötürü, babalarının da dediği gibi adımın “Korsan” olmasını teklif ettiler.
Bu isim hepsinin hoşuna gitmişti. Adımın “Korsan” olmasına karar verdiler. Bana bir kimlik çıkardılar. Veteriner de zaten aşılarımı tamamlamıştı. Böylece onlarla birlikte yaşamaya başladım.
Komşularının oğlu Pamir’in de bir köpeği vardı. Ama dört bacaklıydı. Pamir, köpeğiyle birlikte koşuyor, top oynuyordu. Ben de Suna ve Tuna’yla koşmak, top oynamak istiyordum ama diğer köpekler gibi sağlam olmadığım için bu çok zor oluyordu. Bir bacağımın eksik olması benim diğer köpekler kadar hızlı koşmama engeldi. Kendimi işe yaramaz olarak görüyor ve çok üzülüyordum.
Yeni evime çabuk alışmıştım. Çocuklar her fırsatta yanıma geliyor, beni okşayıp seviyorlardı. Ayhan Bey, bana pek ısınamamıştı. İşe yaramaz sakat bir köpek olduğumu her fırsatta dile getiriyordu.
Oysa ben, bu evi ve bana kucak açan bu insanları korumak için her şeyi yapmaya hazırdım. Sağlam bacaklarım olmasa da güçlü bir sesim vardı.
Geceleri sabaha kadar uyumuyor, eve ve evdekilere gelecek her türlü tehlikeye karşı tetikte bekliyordum. Yine bir gece herkesin uyuduğu bir saatte, evin etrafında duyduğum ayak seslerinden şüphelendim. Kulaklarımı dikip dikkatle dinledim. Sessizce yuvamdan çıkarak etrafı kolaçan ettim. Bahçe duvarından içeri atlayan iki gölge vardı. Balkondan eve girmeye çalıştıklarını görünce;
“Hav… Hav… Haavv!” diye havlamaya başladım.
Benim havladığımı gören adamlar ne yapacaklarını şaşırdılar. Ev halkını uyandırmak için bütün gücümle havlamaya devam ettim.
“Hav… Havv!…” adamları korkutmak için dişlerimi gösterip hırladım.
“Hıırrrr! Hıırrrr!” Onlara ısırıp saldıracakmışım gibi baktım
Ev halkı benim sesimle uykudan uyandı. Daha önce böyle havladığımı hiç duymamışlardı. Hemen ışıkları yaktılar. Ayhan Bey telaşla bahçeye çıkarken, Nermin Hanım da arkasından koştu. Çocuklar balkona çıktılar. Neye uğradığını şaşıran adamlar korkuyla duvarın dibine çömelmişlerdi. Ben adamların tepesinde bir panter gibi durmuş havlıyordum. Gürültüye uyanan komşuların da yardımıyla Ayhan Bey onları kıskıvrak yakaladı. Nermin Hanım telefonla 155 numarayı arayarak polise haber verdi.
Az sonra gelen polisler hırsızları tutup karakola götürdüler.
O gece hepimiz heyecanlı saatler geçirmiştik. Ayhan Bey yanıma gelip sevgiyle başımı okşadı.
“Çocuklar, sizden de Korsan’dan da özür diliyorum. Meğer bir canlının engelli olması onun işe yaramayacağı anlamına gelmezmiş. Bunu bana sevgili köpeğimiz Korsan öğretti.” dedi.
Tuna ve Suna sevinçle boynuma sarıldılar:
“Kahraman Korsan! Bizi hırsızlardan nasıl da korudu.” diye başımı okşadılar.
Suna kardeşinin elinden tuttu:
“Hadi artık yatalım Tuna. Nasılsa Korsan burada bekliyor.” dedi.
Tuna esneyerek;
“Artık üç bacaklı kahramanımız sayesinde evimizde güven içindeyiz.” diye güldü.
Ayhan Bey bana bakarak gururla;
“Böyle bir köpeğimiz olduktan sonra korkmadan rahatça uyuyabiliriz.” dedi.
Çok mutluydum. Bir bacağım eksik de olsa güçlüydüm. Evimi ailemi korumuş, kurtarmıştım. Kendime olan güvenim gelmişti. Bir bacağım eksik olsa da, benim de yapabileceğim şeylerin olduğunu anlamıştım. Küçük engeller bizim büyük işler yapmamıza asla engel değildi.
Bana verdikleri kocaman kemiği alıp kulübeme giderken mutluluktan kuyruğumu sallıyordum.


 
    Fatma Yangin Eksioglu