Dört Mevsim İlle de İlkbahar      
   
     
 
Saçlarımızı okşayan bir bahar esintisi var bu sabah. Tabiatta yeniden doğuşun ve değişimin belirtileri ardı ardına görülmeye başlandı. Toprak altındaki tohumlar sevinçten çatlayıp bir an önce filizlenmeye, çıplak ağaçlar yeşil narin yaprakları ve renkli çiçekleriyle süslenmeye başladı. Ilık rüzgâr ağaç dalları arasında hafiften ıslık çalarken bütün canlılar bu melodiye şarkılarla eşlik etti sanki. Dağların zirvesinde karlar eridi berrak sulara dönüştü. Dereler coştu, şelaleler hırçınlaştı. Kuzular meleşip çimenlerde oynaştı. Doğaya yeniden hayat verdi ilkbahar. Dağlara, ovalara, kırlara, çayırlara şenlik geldi.

Çevreye kulak verin bir an için! Baharı müjdeleyen göçmen kuşların sevinç cıvıltılarını duyarsınız. Tüm ihtişamıyla patlayan tomurcukların nefesini, çimenler üzerinde süzülen suların hışırtısını hissedersiniz. Beyaz leylakların, mor menekşenin ve sarmaşık güllerin kokusunu alırsınız. Çiğdemlerin, gelinciklerin, orkidelerin renklendirdiği büyüleyici tabiatı görürsünüz. İşte baharla gelen bu güzelliklerin herkese yansıması için bugünkü konumuz, zamanında gelen bir bahar mevsimi olsun istedim. Şimdi bununla ilgili bir Çin atasözü üzerinde düşünelim:

“Geç gelen bir bahar asla aldatmaz.”

Her mevsim kendi özellikleriyle güzeldir. Yaz mevsiminde sıcaklıklar yükselir, deniz suyu ısınır, meyveler ve tohumlar olgunlaşır. Upuzun günlerin olduğu bir tatil mevsimidir bu aylar. Denizin suyu, plajların kumu bu mevsimde güzeldir. Üzümün, armudun ve karpuzun tadı da…. Tabiatta olgunluğun zirvesidir yaz mevsimi.

Sonbahar, doğanın sarıya süslendiği hasat zamanıdır. Halk arasında hazan mevsimi denir buna… Havalar soğumaya, günler kısalmaya başlar. Kuşçu amcaya sorarsanız göçmen kuşların göç mevsimidir, çiftçiye göre ise yeni bir yıla hazırlık ve ekim dönemi... Bu mevsimde yağmurlar toprağı neşelendirir, tohumlar canlanır, umutlar yeşerir.

Kış denince suların donması ve kar yağışı akla gelir. Baskın renk beyazdır. Toprakların yüzeyi, dağların zirvesi, evlerin çatısı hep beyazdır bu mevsimde. Zamanla eriyen karlar sessizce yerin derinliklerine sızar, su kaynakları coşar, toprak soğuklanır sonra bereket saçar her tarafa.

İşte böyle… Yağmurun yeterince olmadığı bir ilk ve sonbahara, güneşin yakmadığı bir yaza ve karın olmadığı bir kışa “ çok güzeldi” diyemeyiz. Her şey kendi dönemine yakışır ve her mevsim kendi özellikleriyle güzeldir. Bazen kış ayları bitmeden havaların ısındığını, çiçeklerin açtığını, güneşin masmavi gökyüzünde gülümsediğini görebilirsiniz. Belki de o sene baharın erken geldiğine sevinirsiniz… Ama bir bakarsınız, gri bulutlar güneşi yeniden çevrelemiş, önce kar taneleri sonra deli rüzgâr, erken açan pembe çiçekleri ve taze filizleri hedef almış. Dondurur her şeyi bir anda… Yok eder bütün umutları, çiçekler bir daha açamaz olur, meyveler oluşamaz, o filizler büyüyemez artık. Sevincimiz üzüntüye dönüşür sonunda. Onun için yalancı bahar deriz hep ona. Demek ki erken gelen bir bahar aldatıcı olabilir ama geç gelen bir bahar asla aldatmaz.

İşte her şey zamanı geldiğinde ve şartlar olgunlaştığında güzeldir. Yazımız yaz, kışımız kış gibi olsun ki baharı bahar gibi yaşayabilelim.

Şimdi de Nasrettin Hocaya kulak verelim, yazımızın akışına uygun bir fıkra;

Hoca, bir kış günü kahvehanede oturmuş kahvesini yudumlarken içeriye iyice üşümüş biri girer. Adam hemen sobanın yanı başında bir sandalyeye ilişir ve havanın soğukluğundan şikâyet eder;
—Havalar ne kadar da soğuk, ellerim, ayaklarım dondu. Eve odun kömür de dayanmıyor artık. Halimiz perişan, bu ne çekilmez soğuklarmış böyle.
Kahvehanede oturanlardan biri söze karışarak:
—Aslında yaz mevsimi daha çekilmez oluyor. 40 derece sıcaklıkta çalıştığını hatırla. Ter kokusundan ne yemeğin tadı kalır ne uykunun.
Başka bir masadan biri daha tartışmaya katılır:
—Bu insaoğlu böyledir zaten, diye söylenir, kış gelse soğuktan şikâyet eder, yaz gelse sıcaktan. Her birinizin isteği farklı, ne karışırsınız Allahın işine?
Oturduğu yerden olup biteni izleyen Hoca daha fazla dayanamaz seslenir:
—Bre adam, ne konuşup duruyorsun öyle... Bahar mevsimine kimsenin bir şey dediği var mı?

Galiba Hoca haklı, öyleyse gönlümüzü ferahlatan, sevinçlerimizi çoğaltan baharı en güzel şekilde ağırlayalım. Kırlara çıkıp doyasıya oynayalım, yorulursak yemyeşil çimlere uzanıp dinlenelim. Kuşların cıvıl cıvıl şarkılarına ıslıklarla eşlik edelim. Piknik alanlarına akın edip temiz havada kahvaltı etmenin keyfini çıkaralım. En güzel oyunları oynayalım, kara gözlü kuzularla birlikte çayırlardan sekerek derelerden atlayalım, koşalım, koşuşturalım... Baharın renkleri olan demet demet çiçekleri toplayalım. Bir destesini vazoya koyup odamızın başköşesine yerleştirelim, diğerlerini sevdiklerimize uzatıp sevincimizi paylaşalım. Yapılacak onca şey varken, haydi öyleyse biriyle başlayalım…

Kendimizi cezbedici, esrarengiz bahar havasına kaptırmışken önemli bir bilgiyi unutmayalım; cevaplanmayı bekleyen tatlı bir bilmecemiz var, yazımızda ona yer ayırmamak olur mu hiç?

Yaştır kurutamazsın,
Dengini bulamazsın,
Çiçeklerden toplanır,
Tadına doyamazsın.

Çiçeklerden toplanan, tadına duyulmayan yaş bir tatlı… Bunu çiçekten çiçeğe uçuşan o küçücük çalışkan işçiler yapar, hem kendileri yer, hem de vızıldayarak cömertçe bizlere ikramda bulunurlar. Ee… Bu açıklamalardan sonra sadece “Bal” demediğim kaldı.

Bu cevapla yazımızı noktalıyoruz. Baharın getirdiği tüm güzellikler sizlerle olsun. Neşeyle ve sevgiyle kalın…

 
    Rümeysa Dolaş